Geliyor tabi. Uzatmayalım fazla. Bu iyileştikten sonra Keloğlan da geliyor. Bunlar tekrar başlıyor bostanı eski hale getirmeye, bir gün bu yıkanırken kız pencereden bunu görüyor. Görür görmez tanıyor Mehmet Beyi. Küçük kız. Neyse bunlar öyle yetiştiriyorlar ki, tam yiyilecek zamanı tabi... bostancı diyor ki, bak diyor önce padişaha götüreceksin sonra hanımına, sonra büyük kıza, sonra onun küçüğüne, en küçük kıza götürdüğün zaman da benim selamımı söyleyesin. Tabi diyor. Alıp gidiyor padişaha tabi yetiştirdikleri meyveler tabi nelerse. Padişah bir iki tane alıyor. Elinize sağlık oğlum iki altın. Hanımına götürüyor. Hanım elinize sağlık üç altın. Kızlara götürüyor her biri ikişer altın atıyor. Sıra Küçük kıza geliyor. Keloğlan diyor içeri gir. Ben diyor giremem. İçeri gireceksin diyor, ikna ediyor. İkna edip içeri girince arkadan kapıyı kitliyor. Kitledikten sonra sırtını kapıya dayıyor. Diyor sen Mehmet Pehlivansın. Diyor hayır ben Mehmet değilim. Evet diyor seni ben yıkanırken gördüm. Hiç kendini sağa sola..
Evet benim diyor. Yalınız kimseye söyleme, onlan kız iki üç saat odada kaldıktan sonra diyor bizim bostancının da sana gözü düşmüş onun da sana selamı var diyor. Boş ver onu diyor. Ya diyor kalbini kırma yaşlı adam.
Ufak biz Ahlatlı dilince biz şey deriz. Neyse ufak altın küpe ne derdik? Gındık mı. Gındık deriz, bi gındık altın veriyor. Bu altını verip geliyor. Yani diyor ağam bu kızın sende ne kadar gözü var. Kızın sana çok selamı var, bu kadar da altın verdi. Neyse iki sana bir bana. Üç sana beş bana altınların kendi aralarında böldükten sonra...
Neyse aradan zaman geçtikten sonra bostancı diyor ki, Keloğlan diyor. Diyor ne var? Bak diyor benim büyük bacanağımın düğünüdür. Bana da davetiye kartı gelmiş gitmesem ayıp olur. Tamam diyor ağam diyor git. Allah hayırlı etsin. Bostancı gittikten sonra bu da kalkıp elbisesini değiştiriyor, yaklaşık bu evin yarısı kadar kaya vardı. Kayayı kaldırıyor, eski elbiselerini altına bırakıyor ki, tilki filan götürüp yemesin. Bunun foyası meydana çıkmasın.
Şehrin alt başından vurup çıkıyor, eskiden cirit oynarlarmış, cirit alanları varmış. E dünya duymuş, vezirin vekilin oğlu yedi başlı devi öldürmüş, kimse korkularından bunların karşılarına çıkıp cirit oynayamaz.
Tabi vezirin oğlu nara atıyor. Ulan hött var mı bana yan bakan. Yeddi başlı devi öldürmüştüm. O diyor ben varım, Mehmet Pehlivan diyor ben varım. Burdan Mehmet Bey öne düşecek o noktadan ordan da vezirin oğlu düşecek. E Mehmet Bey burdan öne düşüyor, daha vezirin oğlu cirit alanının ortaya gelmeden kırat çıkıyor başa. Ordan dönüyor bu sefer vezirin oğlu düşüyor önüne. Tam ortaya geliyor ortada yakalıyor. Yazığı geliyor yine kıyamıyor kılıncın arkasıyla ensesinden bir tane vurunca vezirin oğlu düşüyor bacağı kırılıyor. Aman tutun bunu vezirin oğlunun bacağını kırdı. E kim tutacak Mehmet beyi. Altında kır at. Dolanıp geliyor yine yerine. Akşam oluyor. İşte tabi bostancı başı geliyor, morali bayağı bozuk ağam diyor Allah hayırlı etsin düğününüz nasıl geçti. Nasıl geçti ulan. Senin gibi bir it oğlu it geldi vurdu benim bacanağımın ayağını kırdı. E geçmişler olsun. Padişah diyor ki, o madem büyüğünün bacağı kırılmış, ortancasının düğününü yapsınlar.
Bu yine kısa keselim düğüne alt baştan geliyor, giriyor. Bakıyor yine vekilin oğlu nara atıyor. Her taraf duymuş bunlar yeddi başlı devi öldürmüşler. Bunların elinden kimse kurtulamaz. Diyor ben varım. Yine yarışıyorlar buna kıyamıyor artık. Yanına yaklaşıyor ona bir tokat atıyor. Tokat atınca bu attan düşüyor kolu kırılıyor. Aman tutun bunu kolu kırıldı.
Bu da geliyor neyse uzatmıyalım fazla. Vezirin oğlu da düğünü yapıp götürüyor. Padişah Mehmet Bey'in üzüntüsünden artık yataklara düşme durumu geliyor. Karı diyor küçük kızıma söyle o dünyada kimi isterse ben onu ona verecem.
Kız(a) gidiyor. Kızım diyor annesi, valla baban diyor ki, benim küçük kızım dünyada kimi isterse ben kızımı ona verecem. Çünkü ben Mehmet Bey'e kalbimde vermiştim. O da gitti dev bunu böyle öldürdü, bu hale geldi. Onun üzüntüsünden bu hale düşmüşüm. Ben küçük kızımın kalbimi kırmayacam. Benim küçük kızım dünyada kimi isterse ben onu ona verecem. Anne diyor. Anne(si) diyor ne var? Anne diyor ben ölürüm kalırım bizim Keloğlan'dan başkasını almam. Kızım aman baban duymasın. Valla babam beni assa da kesse de Keloğlan'dan başkasını almam.
E akşam oluyor, padişah soruyor karı, sen küçük kıza sordun mu ? Yok valla herif unuttum. Hani korkusundan diyemiyor valla senin kızın Keloğlan'ı istiyor. E bir padişah kızı kalkacak bir Keloğlan'ı alacak. Kadın on sefer gidiyor, on sefer de aynı cevap. Anne Keloğlan'dan başkasını almam, babama söyle, söyle, söyle. Artık kadına tak diyor. Karı sordun mu diyor padişah. Evet diyor ben sordum. Kızım ne dedi? Dedi ki, ben ölürüm kalırım Keloğlandan başka kimseyi almam. Diyor madem öyleyse gitsin Keloğlan'ı alsın, yalınız benim şehrimi terk etsin, gözüm onu da görmesin. E ne de olsa anne yüreği, bunlara kalkıyor kaz damını veriyor. Kız sarayından inip geliyor. Bostancı başıyla Keloğlan yan yana duruyorlar. Tabi kız geliyor Keloğlan'ın koluna girince tabi bostancı başı bir tuhaf oluyor. Hişt hişt diyor sen yanlış gittin ben burdayım. Hadi köpek senin yüzüne kim bakacak diyor. Bunlara kaz damını veriyorlar, elleriyle ayaklarıyla tabi ne de olsa anneleri bunlara ufak kilimlerden, kap kaşık veriyor, bunlar kaz damında idare ediyorlar. Aradan zaman geçiyor. Tabi o zamanlar hekim varmış, doktor falan yokmuş lokman varmış. Lokman hekim doktoru getiriyorlar padişaha. Bunun tek çaresi diyorlar aslan eti, aslan sütü. Başka çaresi yok. E tabi damatlarına güveniyor. Damatlar diyor e tabi biz koskoca yedi başlı devi öldürdük, aslan eti, aslan sütünden kolay ne var. Biz bunu yarın değil öbür gün alır geliriz. E tabi.
Bunlar kalkıyorlar beş yüz tane atlı şehri terk ediyorlar, gidiyorlar. Aradan beş on gün geçtikten sonra, Mehmet diyor ki, karı diyor git babana söyle bir at versin ben de gideyim. Tabi bizim buralar tahta kapı. Kapılar böyle ses çıkarır bazı zaman pası tuttuğu zaman car cur ses çıkarır. Bu (kız) kapıyı açıp örtünce diyor ki, padişah bu kimdir diyor kapıyı açan? Karı diyor ki, valla bu senin küçük kızındır. Yav diyor benim gözüme görünmesin. Yav diyor sen o kadar yamansın bugün yarın öleceksin sen niye bunun kalbini kırıyorsun. Ne diyor peki? Valla diyor Keloğlan demiş ki, bir at versinler ben de gidem. Diyor gidin ahırda en zayıf at hangisiyse onu versinler. Buna ahırın en zayıf atını veriyorlar. Keloğlan ata ters biniyor, kuyruğundan tutuyor sanki de mahallede yaramaz çocuk. Bunu taşa veriyorlar. Şehirden taşlıya taşlıya bunu çıkarıyorlar. Çıkarıyorlar bakıyor ki, çayırın yanında bir yonca var bir metre kalkmış. Ey diyor benim gariban atım sen burda karnını doyur ben dönene kadar. Bu kanını üst baş kıyafetini çıkarıp bir taşın altına bırakıyor. İki atın kılını birbirine vuruyor. Kır atla doru at bunların yanında hazır oluyor. Bunların on beş günde gittiği yolu bu on beş dakikada alıyor. Bunlar geçiyor bir pınarın başında oturuyor. Abdestini alıp namazını kılıyor. Ekmeğini yerken bakıyor yanında aksakallı biri. Selamünaleyküm. Donup bakıyor yaşlı bir adam. Aleykümesselam amca diyor. Evladım diyor hayırdır. Valla diyor amca hayırdır. Benim diyor kayınbabam hastalanmış lokman hekimler bunun hastalığının ilacını aslan eti, aslan sütü söylemişler. Ben de onu aramaya gelmişim. İyi oğlum diyor bu dağın arkasına git orda bir çınar ağacı var. Yalnız çok kaba çınar ağacı ortası boş. Bu altı senedir bir aslanın ayağına odun batmış, eğer sana verse verse o aslan verir. Başka hiç kimse sana veremez. Yalnız sen duran zamanı ağacın içi boş ağacın içine gir. Eğer ağacın içinden çıkarsansa o sen seni parçalar. Tamam diyor amca ortadan kayboluyor. Eyvah diyor bu Hızır Aleyhisselam'dır. Nasıl ben geleceğimi, gideceğimi buna sorsaydım, öğrenseydim. E bunun altında kıratı var. Kır atnan üç dakkada varıyor pınarın başından bakıyor bir çınar ağacı yaşlı bir çınar ağacı. On kişi şöyle elini getirse ağacın etrafına yetişemez. Hakkatenki içi de boş. Boş kovuğun içinde giriyor orda bekliyor. Bekliyor, bekliyor bakıyor şöyle bir ses geldi. Böyle ağaçlar titremeye yer gök titremeye başladı. Aslan geldi, suyunu içti, ayağı olmuş kütük gibi, ayağını şöyle uzattı, iniltisinden dağ taş ses çıkartıyor. Yay okunu aldı eline ya Allah dedi nişan aldı nasıl attıysa odunun bu baştan vurdu, bu baştan söküp attı. Atınca aslanın nağrası göklere çıktı, bağırdı, çağırdı bir şey yok. Ondan sonra geldi çeşmenin başında tabi o pislik aktıktan sonra bayağı rahatladı. İnse cinse çıksın diyor, ben bu dünyasını verecem, ahretine karışmıyacam. O zaman Mehmet Pehlivan çıkıyor. Mehmet Pehlivan çıkıyor valla diyor bendim. Ne istiyorsun? Valla diyor ben aslan eti, aslan sütü istiyorum. Valla diyor ben yedi yıldır ayağıma bu odun batmıştı, keşke on dört yıl daha böyle kalsaydı sen benden bunu istemeseydin. Evlat acısı çok zordur. Yalnız ben sana söz vermiştim. Süt boyu aşağı in üçüncü mağarada benim iki tane yavrum var. Götür birini yedi dağın arkasında kes. Eğer onun sesi benim kulağıma gelirse ben seni parçalarım.
E kırat diyor sen yoruldun bu sefer doru ata bineyim. Mağaraya iniyor aslanı alıyor, yedi dağ demiştir bu yetmiş dağ aşırıyor. Orda aslanın yavrusunu güzel adamakıllı kesiyor, bizde hayvanın postuna tuluk deriz. Cacık bırakmak için peynir bırakmak için. Bunda aslanı güzel adamakıllı kestikten sonra alıp geliyor. Geliyor aslanı güzel adamakıllı sağıyor, sütünü dolduruyor, bu aslan etini aslan sütünü alıp geliyor. Bakıyor ki, o bacanakları aynen öyle çadırlara kurulmuş keyiflerinde, zevklerinde sefalarında. Selamünaleyküm geliyor Bünyamin gibi bir çobanın yanına. Aleykümesselam diyor kardeş diyor sende heç satılık keçi yok mu? (Çoban) Var diyor. Bir keçi alıyor, diyor topla keçileri bunun da içine keçilerin sütünü sağacaksın. Adamakıllı keçilerin sütünü sağdırıyor, onu da bir dereye bırakıyor atına biniyor, bunların yanına geliyor. Bacanakların yanına. Selamaleyküm. Aleykümesselam. Yav hemşerim ben avcıyım ben gece gündüz bu dağlarda gezerim. Bu on beş yirmi gündür siz buralarda konaklıyorsunuz. Sizin bir derdiniz mi var? Valla bizim bir kayınpederimiz var. Ona aslan, eti aslan sütü lazımmış, biz onun peşine gelmişiz. Yav ondan kolay ne var diyor. Ben avcıyım bende aslan eti de var, aslan sütü de var. Yav yok ya. Vala. Gel gidek o zaman. Gel gidek pazarlığımızı yapalım. Geliyorlar işte keçi etini keçi sütünü bunlara aslan eti, aslan sütü diye gösteriyor. Diyorlar bunun fiyatı? Ben bunu parayla satmam. Valla diyor her birinizin kıçına şu parmağımdaki yüzükle bir tane basarım size öyle veririm. Yav olur mu? Olmaz mı ? Yav diyor dağ başı kim bizi görecek. Olur.
Ateş yakıyorlar. Bu yüzüğünü bırakıyor ateşin içerisine. Yüzük kıpkırmızı oluyor böyle elma gibi. Bu yüzüğü tutuyor, önce vezirin oğluna kıçına bir damga basıyor. E tabi bu teprenin can acısı. Vekilin oğlu soruyor. Yav diyor noldu? Valla diyor önceleri biraz acıtıyor da sonraları insan bilmiyor. Diğerine aynısını damgasını bastıktan sonra bunlara keçi etini, sütünü veriyor. Bunlar geri toplanın ulan. Biz gittik aslanı vurduk, aslan etini aslan sütünü getirdik. Eyi baba güzel. Toplanıyor tabi padişaha haber gidiyor. Padişahım sağ olsun senin damatların geldi, aslan eti, aslan sütü getirdi. E padişahın biraz gözü görüyordu. Biraz da amel, ishal idi. İshali az idi. Bunlar keçi etini, keçi sütünü verince bu temelli gitti. Bizim Keloğlan geldi baktı atı yemiş böyle balık gibi olmuş. Atına bindi geldi baktı böyle Bünyamin'in annesi böyle çömlek-bizde eskiden böyle çömlek olurdu - çömleği kapının önüne dizmiş. Attan indi. Bir çömleği sinesine çekti, bir çömleği aldı atına bindi geldi kapıya. Karı karı! Tam kapıya çıkacak sırada karı çömleği attan saldı kırdı.
Yav herif dedi Allah senin belanı versin. Sen niye onu saldın kırdın. Niye ben senin babanın kölesiyim. Bir saattir ben seni çağırıyorum. Zamanında gelseydin ben de düşürüp kırmasaydım. Diyor babanın durumu nasıl? Diyor valla babamın durumu çok ağır. E al diyor bu sütnen bu etten bişir götür, biraz baban yesin. Bişiriyor götürüyor. Tabi kapı açıyor. Kapı car-cur. Padişahın gözleri de görmüyor. Hanım o kim? Diyor senin küçük kızındır. Ne diyor. Valla diyor ki, damatların aslanı vuran zamanı Keloğlan da oradaymış, biz baş ayak deriz, baş ayaklarını da Keloğlan getirmiş. Kızın pişirmiş biraz sana getirmiş. Yemem. Yav diyor nasıl olsa öleceksin küçük kızın kalbini kırma. Bu aslan etini aslan sütünü, yiyince bunun biraz gözleri görüyor, bunun ishali biraz duruyor. Kızım diyor başka yok mu? Valla babam bilmem, ben kendi payımı sana getirdim, eğer Keloğlan da kendi payını, hissesini yememişse belki o da duruyor. Geliyor Keloğlan diyor. Ne var? Valla babam diyor istiyor. Eyi diyor götür. Kalkıp götürüp veriyor. Padişah tereyağından kıl çeker gibi sağlam olup kalkıyor. Kalkıyor.
Aradan zaman geçiyor tabi, bu padişah mesela Otluyazı'nın padişahı her yıl Ahlat padişahına kırk yıldan kırk yıla haraç veriyormuş kırk yılın haracını. Ahlat'ın padişahının adamları gelmiş haraçlarını götürmeye. E vezirin vekilin oğlunun namını duymuşlar. E tabi yedi başlı devi öldürmek öyle kolay bir şey değil. Yav biz demek yedi başlı devi öldürelim, bir de biz bunlara haraç mı verelim. Valla ben bunlara haraç vermezik. Eyi vermezlerse diyor o zaman savaşımız savaştır.
Keloğlan da savaşa gidiyor tabi. Keloğlan yalnız yüksek bir tepe var. Tepenin üstüne çıkıp oturuyor. Hangi taraf hangi tarafa zorluk ederse ben o tarafa yardım ederim. Bir bakıyor ki, kaynatasıgilin tarafını rehin alacaklar. Bu atıyla alttan iniyor. Sağdan giriyor, soldan çıkıyor. Soldan giriyor, sağdan çıkıyor. Tabi o gün zaferi vezirin vekilin oğlu kazanıyor. Devrisi günü padişahın kendisi de gidiyor. Bizim Keloğlan gene çıkıyor aynısı yerine. Valla diyor hangi taraf hangi tarafa zorluk ederse ben o tarafa yardım ederim. Bakıyor ki, neredeyse kaynatasını rehin alacaklar, karış taraf. Bu atından iniyor, sağdan giriyor, soldan giriyor sağdan çıkıyor. Padişahın gözüne takılıyor, padişah bunu takip ediyor. O anda bu bir kılınç yarası alıyor kolundan. Padişah kendi altın mendilini çıkartıp Keloğlan'ın bileğine bağlıyor.
Savaş bittikten sonra onlar çekip öyle gidiyorlar. Bunlar tabi zafer kazanıyor. Bunlar çekip bu tarafa geliyorlar. Padişah ilan ediyor. Diyor benim altın mendilim kaybolmuş. Bulanın diyor mükafatını dünyada ne isterse verecem. Eve geliyor. Al karı diyor bu da senin babanın mendilidir. Tabi birkaç gün sonra kız diyor Keloğlan ben... -işte biz akan sulara çay deriz- ben suyun başına gidecem diyor senin eskilerini yıkamaya diyor. Yıka diyor yalnız babanın mendilini kaybedersen ben seni öldürürüm. Tamam diyor. E ne de olsa baba. Padişah kızı önce babasının kanlı mendilini güzel adamakıllı yıkadıktan sonra bir ağacın dalına atıyor, diğer çamaşırları yıkamaya dalıyor. Bunun iki kardeşleri de gelmişler aşağıda çamaşır yıkıyorlar. Yav diyor iki kız kardeş biz bu kadar biz bu kadar kocamızın kaynatamızın... bu Keloğlan'nı neyini yıkıyor. Hele bir varıp bakalım. Bunlar kardeşlerine doğru varınca tabi kardeşleri kafasını eğmiş önüne Keloğlan'ın eski elbiselerini yıkamaya dalmış. Büyüğün küçük kız kardeşi görüyor ki, babasının mendili yıkanmış, ağaca asılmış. Abla abla bak diyor, bizim küçük kızkardeşimiz babamızın mendilini çalmış, Keloğlan'a vermiş. Bu sine sine gidiyor mendili alıyor, dönüyor. Daha kardeşlerine uğramıyorlar. E küçük kız çamaşır yıkadıktan sonra kafasını kaldırıyor, mendil yok. E mendil yok sağa koşuyor mendil yok, sola koşuyor mendil yok. E rüzgar gelmedi bu mendili götürsün. Var yok diyor bunu kardeşlerim götürdü. Kardeşlerinin yanına gidiyor. Diyor siz mendil getirdiniz. Getirdiniz. Getirmedik. Bu koşuyor eve başlıyor ağlamaya. Tabi keloğlan geliyor. Ne oldu karı diyor? Valla diyor babanın mendilini kardeşlerim çaldı. Boş ver diyor çaldılarsa çaldılar bir mendil değil mi? Kız bu mendili kocasına veriyor. Kocasıysa babası olan vezire veriyor. Vezir bunu alıyor. Akşamleyin padişahın huzurundan otururken padişahım sağ olsun diyor. Senden müjdemi isterim. Hayırdır vezir diyor. Senin kaybolan mendilin bulundu. Öyle deyince padişah diz üstünde oturdu. Aman nerde bulundu? Valla diyor senin küçük kız çalmış. Keloğlan'a vermiş. Aman diyor Keloğlan'ı bana yetiştirin. Gidiyor seni padişah çağırıyor. Keloğlan ben gelmem diyor. Ulan on kişi gidin alın gelin. Gidiyorlar Keloğlan'ı yerinden kaldıramıyorlar. Kaldıramadıktan sonra padişahın kendisi gidiyor bunu çağırıyor. Getiriyor yan tarafından oturtuyor, Keloğlan diyor beni iyi dinle. Ya sen savaştaki halinle geleceksin yahut da ben senin kafanı uçurucam. E diyor efendim o kolay. Yalnız diyor içerden dışarı çıkılmayacak. Dışardan içeriye gelmek serbesttir. Bu sözü bana veriyor musun? Evet diyor veriyorum. Eyi o zaman beni bacaknaklarımla tanıştır. Belki biri yarın çarşıda bacanaklarımı döver ben onlara yardım ederim. Yahut biri beni döver onlar bana yardım eder. E vezirin vekilin oğlu, haydi len Keloğlan sen kimsin biz kimiz. Biz nerde sana yardım edeceğiz der. E peki der. Vezirin vekilin oğlu Keloğlan tabi ki bunları soruyor. Vezirin vekilin oğlu diyor yedi başlı devi kim öldürdü. Hadi len Keloğlan diyor yedi başlı devi biz öldürdük. Peki diyor devin kulaklarının görende biriniz sağa biriniz sola kaçan kimdi, ben miydim. Hadi len yalan. E peki diyor senin kolunu kıran kimdi. E senin bacağını kıran kimdi. Hadi diyor Keloğlan sende iş yok. Efendim peki onlar yalan. Onlar yalan diyor peki diyor size aslan etini aslan sütünü kim sattı. Diyor biz aslanı kendimiz vurduk. Aslanın sütünü kendimiz aldık geldik. Padişahım sağ olsun diyor. Benim şu parmağımdaki yüzükten her birinin kıçında bir mühür bir iz yoksa benim tüm söylediklerim yalandır ve ben Keloğlan'ım. Eyi diyor o zaman bakayım. Vezirin oğlu, e babası oturmuş, cemaat oturmuş bu soyunacak. Başlıyor kemerini açmaya. E padişahım diyor sen bana müsaade et ben bunu soyundurmasını bilirim. Tabi diyor Keloğlan. Keloğlan hemen kafasını bacağının arasına alıyor, vezirin oğlunu atıyor dışarıya doğru. Padişah yüzüğü bırakıyor evet aynı damga. Aynısını vezirin oğluna da basıyor.
Ey diyor Sinan uzatma hikayeyi, kopartma kıyameti, bu kadar cemaate verme zahmeti. Efendime söyleyim padişah diyor acele benim kızımı sarayına çıkartsınlar. Efendim padişahın kızını saraya çıkartıyorlar. Tabi o esnada biz de ben aslında yemek çok severim. Biz de gittik kırk gün kırk gece düğün yaptı padişah Keloğlan'a.
Aradan zaman geçti. Bir gün oturup düşündü Mehmet Pehlivan. Karı dedi ben de padişah oğluyum. Ben dedi babamın kardeşlerimin peşine gideceğim. Kız bunu babasına anlatınca babası daha da memnun oldu. Ne de olsa kızını bir padişah oğluna vermiş. Bir türlü ne yaptıysa Mehmet Pehlivan'ı ikna edemedi. Mehmet Pehlivan giderken karısı hamile. Karısı hamile. Cebinden bir hamaylı mezbent- biz mezbent deriz- ondan çıkartıp ailesine veriyor. Bak diyor bunu al eğer senin karnındaki kız çocuğuysa bunu satar yetmiş yedi sülalene yeter, şayet oğlan olursa bunu sağ koluna tak, benim peşime gönder. Alasmaladık der, Mehmet Pehlivan yol alır, çeker gider. Mehmet Pehlivan gitmekte olsun biz haberi kadından verelim. Kadının dokuz ay, dokuz gün, dokuz dakika, dokuz saniye tamam oluyor diz çöküyor yere nur topu dibi bir oğlan evladı doğuyor. E oğlan evladı, hikayeye göre çabuk büyür. Beş yaşında, altı yaşında, yedi yaşında. İsmini Hüseyin bırakıyorlar. Hüseyin okula gidip, okuldan eve, okula, okuldan eve. Bir gün okuldan gelirken -bizim doğuda aşık oynarlar koyunun oynak kemiğinde olur. Bir ona aşık deriz-. Onu bir çizgi çizerler. Atan çizgiden dışarı çıkaran alır. Çocuk oyunu.
Çocuklar oynuyor, bu da geliyor çocukların yanına seyirci oluyor. Bakıyor ki bir tanesi elinde ağaç. Çizgiye düşen aşık ağaç elinde olan sahibindir. Bu çocuk bakıyor ki, çizgiden aşan aşık benim, çizgiye düşen aşık benim, çocuklara hakaret ediyor. Ulan çizgiye düşen aşık senin, çizgiden çıkan aşık niye senin. Niye bunu yapıyorsun? Hüseyin tabi bunu diyor. Yaparım olun sana ne derken, Hüseyin buna bir tokat geçiriyor. Bunun ağzı burnu kan içinde kalıyor. Tabi bunun annesi çok yaman. Annesi hemen dışarı çıkıyor, vah diyor babası belirsiz piç sen nerden geldin, senin soyun sopun belli değil. İt oğlu it vurdun benim oğlumun ağzını burnunu kan doldurdun. Hiç cevap vermez eve döner. Anne! Efendim oğlum. Anne diyor ben senin memeni çok özledim bir emeyim. Oğlum sen babayiğit oldun. Yok anne diyor canım çok istedi. Ne yapar annesi bundan kendisini kurtaramaz. Kurtaramayınca memesini çıkarıyor, oğlunun ağzına veriyor. Oğlu memeyi alıyor sıkıyor. Anne diyor benim babam kim? Hani kadın ona piç dedi ya. Ordan kafaya takıldı. Oğlum diyor senin baban padişah. Peki benim babam padişah insan kocasına baba der mi? Ben de baba diyorum sen de baba diyorsun. O senin babansa benim babam kim. O benim babamsa senin baban kim. Ya söyleyeceksin ya ben senin memeni koparacağım. Oğlum yapma etme. Yookk, yookk, illahim sen bunu bana söyleyeceksin. Kadın tabi can acısı, bir türlü bunu ikna edemeyince valla oğlum diyor ben sana durumu anlatacam. Hal böyle. Senin baban böyle böyle biri gitti. Eyi anne diyor babam gittiyse ben babamın peşine takılacam. Ben babamı aramaya gidecem. E kadın babasına haber veriyor. Padişah bir hafta alıp karşısına çocuğu bir türlü ikna edemiyor. Çocuk diyor anne ben bu kafayı babamın uğruna bıraktım. Ben babamın peşine gidecem. E tabi ne de olsa anne. Anne yüreği ağlıyor sızlıyor, bakıyor çocuk gerçekten yola düşmüş gidiyor gel oğlum diyor sana bir sözüm var. Mezbenti evden getiriyor çocuğun sağ koluna takıyor. Git oğlum diyor Allah işini gücünü rast getirsin. Efendim çocuk tabi nazik çocuk. Sağdan soldan derken bir gün şehre varıyor. Bir şehirde karnı acıkınca fırının kapısında bekliyor. Bakıyor ki, sabahdan bu gelmiş akşama kadar burda duruyor. Fırıncı kapısını kitleyip evine giderken oğlum sen necisin?. Efendim diyor benim Allah'tan başka kimsem yok diyor. Açtım burda geldim senin fırının önünde bekledim, acımdan duruyorum. Eyi diyor, benim de hiç evladım yok, bana evlat olmaz mısın? Olurum der. Hüseyin'i alıp eve getiriyor. Bunu kendisine evlatlık yapıyor. Sabahleyin beraber gidiyorlar, fırın işletiyorlar, akşam gelip eve yatıyorlar.
O şehirde bir Ermeni yaşıyormuş. Ermeni çok zengin. Eskiden remil atardılar. Tahmin ederdiler. Bu Ermeni, padişahın kızını istiyor ama padişah kızını bir türlü ona vermiyor. Bu remil atıyor. Bakıyor ki, fırıncının oğlu Hüseyin'in kaderine yazılmış, kız gece rüyasında Hüseyin'i görmüş. Bu Ermeni padişahın kızını istiyor ama padişah kızını bir türlü buna vermiyor. Bu remil atıyor bakıyor ki, fırıncının oğlu Hüseyin'in kaderine yazılmış. Kız gece rüyasında Hüseyin'i görmüş.
Ermeni hemen - tabi memleket usulü biz onu cuhut deriz Ermeni'ye - şimdi neyse cuhut hemen varıyor fırına. Ulan fırıncı diyor ben bu kadar zengin variyet sahibiyim. Benim hesaplarım kabarık bayağı, sen şu gencin ver de ben götüreyim. Benim hesaplarımı birkaç güne kadar düzeltsin. Al sana on tane altın. E fırıncı hayatında on altınmı görmüş. Olsun diyor benim başım gözüm üstüne veriyor Hüseyin'i bu Ermeni'ye. Ermeni bunu alıyor direkmen padişahın sarayına. Buyur cuhut diyor. Padişahım sağ olsun diyor ben Allah'ın emriyle senin kızın oğluma istemeye geldim. E padişah bi cuhuta bakıyor, bir oğlana bakıyor hiç birbirine benzemiyor. Cuhut diyor bu çocuk senin mi? Evet efendim benim. Diyor oğlum sen onun oğlu musun? Çocuk diyor “sâkin”. Yani Arapça'da yok demek. (Cuhut) Efendim sağ olsun diyor o kadar Arapcası ilerlemiş ki evet, ben cuhut'un oğluyum diyor. (Padişah) Eyi diyor eğer (kız) görüp beğenirse veririm. Çocuk kızın penceresi altından geçiyor. Kız eğilip bakıyor dün gece rüyasında gördüğü aynı genç. Evet diyor babama söyleyin beni versin. Nişan takıyorlar. Nişan taktıktan sonra işte ben haftaya Cumartesi, Pazar düğünümü yapacam, götürecem gelinimi. Olsun diyor. Haftaya Cumartesi Pazar geliyor bu tabi düğün halayını kuruyor. Düğün halayını kurduktan sonra Hüseyin diyor en iyisi gidin ben bir tıraş olayım. Bu berberde oturup tıraş olurken bir tarafı tıraş edilmiş bir tarafı tıraş edilmemişti cuhut berberden içeri girdi. Kalk ulan it oğlu it dedi. Ben kızı sana(mı) getirdim. Ben kızı kendime getirdim. Berber dedi kardeşim bir dakka sakin ol. Tıraş edeyim gene sen gel otur. Hüseyin'i tıraş ettikten sonra Hüseyin kızın yanına koşuyor tabi. Biz de baştan unuttuk söylemeyi kızın adı Şehriban. (Hüseyin) Şehriban diyor. Ne var diyor? Cuhut diyor seni kendisine getirmiş bana getirmemiş. E ne yapalım? Valla işte diyor başının çaresine bak, bunun şimdi adam öldürme yahut adam zindana atma bir yerleri falan var bu gavurun. Bu gavur boş durmaz. Belki o zaman biz kurtuluruz.
Cuhut geliyor. Tabi bu kapının arkasına gizlenmiş Hüseyin. İçeri giriyor ya ben yandım, canım öldüm. Yav cuhut diyor ne acele ediyorsun kız diyor. Nasıl olsa ben ömür boyu seninim artık. Hele sen önce evini sarayının bana bir gezdir ne var ne yok ben de bileyim. İşte gezdiriyor. Bu odada altın eritiyoruz, burda gümüş yapıyoruz, burda bakır yapıyoruz. Burda işte ambardır falan. Bir yere geliyorlar burda da diyor adam öldürme yeri. Nasıl adam öldürme yeri diyor? Diyor burası mengene. Giriyor. Kız diyor dur hele ben bir içeri gireyim sen beni bir sık bakayım nasıl oluyor. Bu giriyor, bu kolu çeviriyor, bunun kolları kaburgaları birbirine giriyor. Bakıyor kız vücudu incinmeye başladı. Tamam diyor cuhut bir dakka dur. Peki sen evde olmadığın bir gün ben de cariyemin birisine kızdım -eskiden cariye derlerdi yani hademe görevini yapanlara -ben cariyemin birine kızdım getirip burda öldürcem. Hele nasıl öldürecem sen gir bu mengenenin içine ben seni sıkayım, mıkayım. Bakayım ben becerebiliyor muyum, beceremiyor muyum. Tabi cuhut bunun içine giriyor, kız başlıyor kolu çevirmeye. Cuhut yandım, o çeviriyor. Öldüm, çeviriyor. E kızın gözü kör olsun Hüseyin'i çağırmıyor. Kadın gücü ne olacak. Var gücüyle çevirdikten sonra bırakıyor. Hüseyin'le beraber koşuyorlar. Koş babam koş. Ha şurda ha burda, tabi cuhut başlıyor çırpınmaya. Çırpına çırpına o esnada kurtuluyor. Kurtulduktan sonra efendim cuhut çırpına çırpına bu mezarlıktan çıkıyor. Çıktığı gibi bunların peşine veriyor. Bunlarsa gemiye binmek üzere. Biniyorlar. Gemi iskeleden tam ayrılırken cuhut hemen hemen göbeğe kadar suya vuruyor, gemiye atlıyor. Gemiye atladıktan sonra başlıyor bunları aramaya. Arıyor arıyor misal olarak dokuz numaralı kamarada oturuyorlar. Bu geminin kaptanını görüyor. Kaptan diyor. Ne var? Diyor bak oğlum sana bir teneke altın veririm. Bu dört numaralı kamaradaki adamı öldür, sana ben bir teneke altın vereyim. Ben nasıl öldüreyim. Ne var diyor? Sen bunu çağıracaksın diyeceksin bizim gemi haritayla yol gidiyor. Bunu güverteye çıkaracaksın sandalyede oturacak, eline harita vereceksin. Haritaya baktıktan sonra sen buna bir tekme yallah denize. E o da imansızın biri. Olur diyor. Tabi güverteye sandalye bırakıyorlar. Bu (katan) geliyor Hüseyin'in kapısını çalıyor. Kim o? Ben diyor geminin kaptanı. Kapıyı açıyor. Hayırdır diyor? Valla hemşerim bizim gemi haritayla yol gidiyor. Yav diyor ben ne anlarım haritadan. Anlarsın anlarsın diyor gel. Güverteye çıkacaksın. Güverteye çıkıyorlar. Hüseyin güvertede sandalyede oturuyor, eline haritayı alıyor. E haritadan ne anlar Hüseyin. Haritaya bakarken haritaya dalıyor. Kaptan buna bir tekme bu sandalyeyle beraber denize. Pencereden bunu Şehriban görüyor. İstiyor Şehriban kendisini de denize ata. Arkadan cuhut bunu yakalıyor. Aman diyor sen nereye. İşte bu denizde artık başlıyor dalgalarla uğraşmaya.
Biz haberi şimdi Şehriban'dan verelim. Gemi karaya çıktıktan sonra diyor burda bana bir saray yaptıracaksın, merdiveni olmayacak asansörlü. Sen diyor yeterki emret. Ona saray yapıyor. Biz haberi Hüseyin'den verelim. Hüseyin dalgalarla boğuşa boğuşa kıyıya çıkıyor. Üstünde elbise namına bir şey kalmıyor. Tabi çobanlar bakıyor denizden bir canavar çıktı. Köpeklerine hoy hoy kış kış kış. Köpekler dalıyor, bunlar başlıyor üç dört çoban Hüseyin'i dövmeye. Hüseyin diyor yav kardeşim Allah'tan korkun. Siz niye beni dövüyorsunuz. Ben de sizin gibi bir insanım. Hakkatten ki bakıyorlar ki insan. Neyse köpekleri kovaladıktan sonra, acıyor biri ceketini veriyor, biri gömleğini veriyor, biri pantolonunu veriyor. E diyorlar Müderif senin duajon yok. (çobanın yardımcısına bizde duajo derler.) Senin duajon yok. Sana aylığına bir gıdaya sana duajo olsun. Olsun diyor. Olsun diyor.
Hüseyin bunun yanında çoban yardımcısı, duajo olarak -biz kendi memleket lisanımızı gene kullanalım -duajo olarak kalıyor. Tabi bunun ayı tamam olduktan sonra, ayı tamam olduktan sonra bir gıda alıyor baş çobandan. Diyor ben götüreyim şunu çerçide satayım bir tıraş filan olayım. Kendime bir çeki düzen verip geleyim. Alıp götürüyor kasaba, bir mecidiyeye veriyor. Bir mecidiyeye verip dönerken cuhut bakıyor ki, Hüseyin çarşıda geziyor. Hemen koşuyor kasaba. Kasap diyor. Ne var diyor? Sen bunu öldür ben sana bir teneke altın vereyim. Olsun diyor. Kasap çıkıyor dışarı. Hışt hışt hemşerim diyor gel bir dakka. Ne var? diyor ben sana yanlış para verdim. Yav hemşerim ben sana bir gıda verdim sen bana bir mecidiye verdin bunun yanlışı nerde? Yok diyor ben sana yanlış para verdim gel. Hüseyin'i kasap dükkanın arkasına alıyor, eline alıyor bıçağı diyor ben seni öldürecem. Öldürecem. Yav diyor sen beni niye öldüreceksin? Valla diyor cuhut bana bir teneke altın vermiş ben seni öldürecem. Yav sen bir teneke altınını aldın mı? aldım. Yav sen beni niye öldürüyorsun ben gencim. Al sana atletimi vereyim kana bula. Hayvan kanıyla insan kanını cuhut ne anlayacak. De al cuhut ben bu adamı öldürdüm al sana kanlı atletini. E kasap insafa geliyor. Doğru diyor ben bunu niye öldüreyim. Tamam diyor çıkarıp atletini veriyor, kana buluyor, kasap dükkanından bir kapak kaldırıyor, diyor bu tünelden koş. Hüseyin tünele giriyor, tünelden koşuyor. Koş babam koş. Şehriban'sa pencerede durmuş böyle karşıya bakıyor. Bir bakıyor ki, kanaldan biri çıktı. Cuhut ise kendi evinden o kasap dükkanına yer altından tünel açmış gidip geliyor. Bakıyor bu Hüseyin. Gerçekten Hüseyin olduğunu tam tanıyor, camı açıyor. Hüseyin! Hüseyin! Hüseyin de zannediyor arkadan cuhut bunu çağırıyor. Bu daha hızlı koşuyor. Hüseyin benim diyor. Hüseyin kafasını şöyle bir kaldırıp bakıyor evet apartmanın dördüncü katında Şehriban. Hemen asansörü aşağı indiriyor. Hüseyin'i alıp yanına çıkıyor. Oturuyorlar, kız bakıyor ki, cuhut fileleri doldurmuş eve geliyor. Hüseyin diyor. Ne var? Gel buraya. El atıyor Hüseyin'in boynuna camdan bakıyorlar. Cuhut bunları görür görmez - bizde ot bağlamaya çav derler ottan yapılmış. Birkaç eski bez filan çav kafasına sarıyor, benzini döküyor ateş veriyor. Padişahın sarayına doğru koşuyor Bakıyorlar ki, yav bir adam geliyor yana yana. Yav hele koşun bu adam niye yanıyor bunun derdi ne. Adamı söndürüyorlar. Padişahın huzuruna çıkarıyorlar. Diyor padişahım sağ olsun Efendim diyor şehrinize geldim sizin şehirden afedersiniz bir tane züppe benim ailemin koynuna girmiş. (Padişah) Olur mu ya öyle şey. Evet diyor gidin gözünüzle görün. Eyi diyor gidin iki taneniz alın gelin. Üç dört kişi gidiyorlar. Ne yapıyorlarsa bunlar asansörü indirip gelmiyorlar. Geliyorlar padişahım biz gittik gelmedi. Gidin binayı sökün getirin. Bunlar alıp kazma küreklerini gidiyorlar. Bakıyor ki, Şehriban hakikaten artık binayı sökecekler, asansörlen indirip alıp geliyorlar. Oğlana idam, kız cuhuta verilecek. Oğlanı idam etmeye götürürken tabi soyunduruyorlar. Ömer gibi çok gözü açık bi tane orda var. Bakıyor ki, çocuğun sağ kolunda mezbent. Babası gittiği yerlerde ilan vermiş sağ kolunda mezbent gören bir şahsı bana haber olursa dünyada istediğini veririm. Bu hemen mezbenti görür görmez padişahın sarayına doğru kaçıyor. Misafiridir padişahın tabi çocuğun babası da. Bilmiyor padişahın (oğlu) olduğunu. Efendim diyor bizim idam edeceğimiz çocuğun sağ kolunda mezbent. Oğlum idam ettiler mi, edecekler mi? Valla diyor efendim edecekler. Babası ayakkabısız koşuyor, idamdan kurtarıyor.
E padişah zoruna gidiyor. Bu ne durum? Tabi Mehmet Pehlivan başından geçeni anlatıyor. İşte biz böyle üç kardeştir, işte böyle durumlar başımıza geldi, biz kardeşlerimiz böyle olduk.
Yav diyor o zaman ben senin büyük abin Mahmut'um ilk padişah ben oldum. Ordan biri daha çıkıyor, ben sizin kardeşiniz Ahmet'im. E bu da benim oğlum, bunlar da senin amcaların. Durumu çocuk amcasına izah edince cuhuta idam kararı.
Cuhutu idam ettikten sonra kızın amcası Hüseyin'e kırk gün kırk gece Şehribanla düğün yapıyorlar. Onlar eriyorlar muradına biz çıkalım kerametine. Gökten üç elma düştü, biri bana, biri Sinan'a, biri hikaye anlatana. Teşekkür.
Ali ağa
Şimdi tilkiden korkan bir adam varmış. Adı da Ali Ağaymış. Çok korkarmış. Karısı komşulara demiş ki, ya bu herifi bir türlü evden dışarı atamıyorum. Karılar demişler ki sen biraz çörek yap, böyle yola sür, düz, git eve deki valla gökten çörek yağdı millet komşular hep topladı, Ali Ağa sen kaldın. Sen de çık. O dışarı çıkar çıkmaz sen kapıyı kitle, o korkuluğunu alır. Hele bu vaziyette Ali Ağa'yı dışarı atarlar. Ali Ağa aman, zaman, tilki gelecek beni yiyecek filan. Yok! Mesele burda korkusunun atılması. Şimdi Ali Ağa diyer ki, madem öyleyse benim babadan kalma bir kılıncım var o kılıncımı bana ver. Hem beni içeri almıyacaksın, bi de yumurta ver , bi de un ver. Ben geçip gideyim. Ali Ağa bunları alır gider bir çeşmenin başında oturur. Göbeğini çıkarır o kılıncının üstünde kırk tane bit öldürür, kılıncı kanlı eder. Oraya da yazar bir vuruşta kırk kelle kesen pehlivan Ali Ağa. Ali Ağa bir yol tutar. Yavaş yavaş yavaş o yoldan gider. Bakarki bi mağra. Mağrada devler oturuyo. Devler bunu görür görmez birbirine bakarlar derler iyi avımız geldi. Lan senin adın ne? Ulan der benim adım pehlivan Ali Ağa. Nasıl? E işte kırk kelle kesen pehlivan Ali Ağa. Bak kılıncımın kanına. Devler bakarlar doğru. Peki derler ne yapalım ne yapmayalım. Birbirlerinnen konuşurlar. Der senin hünerin nedir? Ulan der benim hünerim daşı sıksam su ederim. Hadi yap bakalım. Ali Ağa yumurtayı çıkarır. Sıktığı gibi su akar. Devler derler üff yav böyle bi pehlivan yok. Başka hünerin? Diyer daşı böyle öğüdür un ederem. Unu çıkarır. Avurur, cesaret burda. Aklını kullanıyır. E başka? Başka ne istiyorsunuz Ali Ağayı kardeş ederler. Ali ağa bize kardeş ol, biz altı taneyiz sen dey yedi tane burda kardeş ol. Peki. Bir gün yatarlar diyerler Ali Ağa yukuya geçerken yukudayken şişleri kızartıp Ali Ağanın canına batırak Ali Ağa öyle ölsün gitsin. Bunnan savaşnan beceremenik. Ali Ağa bunu duyar çekilir bi tarafa. Bu da getirin yerine bi tuluk bırakır, cacık tuluğu yahut peynir tuluğu, yahut yağ tuluğu neyse. O der Ali Ağa, başınıza yıkılsın sabahınan kalkar der bu gece pireden yatamadım. Ulan diyerler bizim şişlerimiz buna pire olmuş. Devirsi gün Ali Ağayı yatırırlar. Ali Ağa gider. Gene aynı oynayacaklar. Ali Ağa gider bu sefer bi kütük getirir. Bunlar baltaları hazırlarlar, pat küt kütüğe. Ali Ağa sabahdan der. Yav bu gece bitten yatamadım başınıza yıkılsın mağranız. Bu da gitti. Bi gün derler Ali Ağa gardaş artık su nöbeti senindir. Sen suya gideceksin. Ali Ağa tuluğun boşunu götüremez. Diyer ben gitmem suya. Niye? Benim şerefime onuruma ayıp değil mi? Ya ne yapacaksın? Kazma kürek getirin şu dağı yarayım akıtayım suyu buraya. Ya Ali Ağa diyer bütün oradakiler hep bize düşman olurlar. Sen suyu buraya getirmeklen olurmu. Birisi der ki, gidem ben suya getirem. Bi sefer de derler Ali Ağa odun sırası senindir, oduna git. E der gidek. Ne kadar erken çoban…. zencir varsa toplayın getirin meşenin etrafına saracağam, meşeyi çekip getireyim buraya. Yav Ali Ağa olurmu, bu işten vazgeç. Ondan da vazgeçirilirler. Bigün derler ki, gelin biz ayrılalım. Ali Ağanın da hakkını parasını eline ne geçerse verek o getsin. Ayrılırlar. Ali Ağa gardaş biz ayrıldı. E… Bu torba altın da senin payına düşdi. Al götür. Yoğ ben bunu böyle götürmem. Ya nasıl? Biriniz bunu arkasına alsın ben de biniyim sırtına. Benim şanıma şerefime ayıptır. Gidek küçük kardeşi bunu alır. Eve doğru giden vakıt bakar ki, karısı damda. İşaret eder heç sesini çıkarma. Yindirir dev bunu yere. Bi hofultu çeker yorulmuş. Ali Ağa tavanlara çıkmış, devin nefesi onu tavanlara çıkartmış. Ali Ağa orda ne arıyarsın diyer. Yav orda babamdan kalma bi kılınç var, onu bulup getirip senin kafanı kesecem ne arayam. Dev kaçar. Yolda tilki buna rastlar. Yav dev kardaş nedir senin halın ahvalın. Diyer yav bu herif götürüp benim başımı kesecekti. Yav diyer o benden korkar gel. Ali Ağa bakar ki, tilki devi getiriyor iş bozuldu. Biraz kağıt derler toplar dama çıkar der ki, tilki kardaşım bak senin baban bana, bak bu senetler senin baba(nı)ndır yeddi deve borcu var. Yeddi dev kandırıp getirecek ki, bu senetleri benim elimden alasın. Sen benim kardaşım o bi devi kandırıp getirmenken bu senetleri benim elimden alamazsın. Dev döner der ula sen beni babanın borcunun yerine mi gönderirdin diyer. Ali Ağanın hikayesi de burda biter.
Bütün Kadınlar Aynı Değil
Sultan Murat on ikiden sonra ışık yanmasını yasak etmiş. Vezirle beraber geziyor bakıyor ki, basit mütevazı bir evde ışık sönmüyor. Yav demiş vezir bu nasıl benim emrimi dinlemez. Hele bir diyor sen beni bi omzuna al ben bir bakayım. Padişah bakıyor ki, bir genç delikanlı, bir genç kız. Sırasıyla biri başını koyuyor onun kucağında yatıyor. Onun saçlarıyla uğraşıp gülüyor. O nöbetini bitirdiğiynen ötekisi bırakıp yatıyor. Bu sevgi içersinde sabah oluyor. Adresini alıyor evin, çağırttırıyor. Oğlana diyor ki, oğlum nedir bu? Valla diyor ben bir işçiyim diyor. O da benim ailemdir. Sevgiyle aldım. E akşama kadar ben işteyim akşam olduktan sonra artık birbirimize doyamıyoruz. Sırasıyla böyle vaktımız geçiyor. Peki oğlum diyor seni saraya alayım sana vezir kızı alayım sana şunu yapayım, sana bunu yapayım. Ne istiyorsun bu işçilikten, amelelikten, bu ötekinden vazgeç bunlardan. Hayır diyor bana dünyayı da versen ben vazgeçmem, onu bırakmam eşimi. Peki öyleyse diyor git. Kızı çağırttırıyor. Kızı epey vaatler söyledikten sonra kız razı oluyor. Ne yapacaksın diyor. Diyor nöbet ona gelince başını benim kucağıma bırakırsa ben onun keskin usturanan başını keserim. Peki diyor git. Vezire diyor ki, iki tane kuvvetli baltacı hazırla, amman bu hadiseyi doğurmayalım. Bu iş olacak şeytan girdi bunun kalbine. Bekliyorlar. Kız nöbetini bitirdikten sonra oğlan nöbeti, yatmak nöbeti oğlana gelir. Oğlan başını bıraktığı vakıt kız harekete geçiyor. Pat küt derken kapı yarılana kadar oğlanın kafası da gidiyor zaten. Heyvah diyor neyse kızı öldürttükten sonra padişah emir veriyor diyor ki, -burda da hanımlar darılmasınlar bana -diyor ki, ne kadar benim ülkemde karı varsa hepsini katledin. Vezire diyor sana üç gün müddet. Baştan diyor benim annem benim karım, senin annen senin karın, hepsini katledecen. Vezir düşünüyor vezirin ihtiyar babası varmış. Oğlum diyor ne düşünüyorsun?
Evet bu sefer ne kadar karı varsa hepsinin katline ferman veriyor. Vezir düşünüyor vezirin yaşlı bir babası. Diyor oğlum beni padişahın yanına götür. Padişahın yanına götürüyor. Padişahım diyor benim bir yerde, işaret veriyor filan yerde filan ağacın dibinde saklamış olduğum bi gürzüm var. Gürz eski savaş (aleti). İki tane diyor pehlivan gönder onu getirsinler. Diyor tek getirmezler mi? diyor yok. Gidip o güzü getiriyorlar. Bu yaşlı pehlivan vezirin babası olacak gürzü alıp böyle savuruyor. Diyor padişahım ben böyle bir pehlivandım. Bir gün kahveye girdim. Kahveciye bi kahve söyledim. Bana bi kahve getir dedim. Kahveci bana bi kahve yaptı, benden sonra karayağız delikanlı bi adam girdi. Haybetinden ben de titredim diyor kahveci de. Benim kahvem ona gitti. Ulan bu kimdir dedim benim kahvemi içen. İçti kahvemi diyor ordan bi sarı lira bıraktı oraya geçti gitti. Arkasına düştüm diyor. Bu gürzle diyor kendisine bi hamle yaptım. Ulan pire dedi. Beni kuşkulandırdın. Aldı diyor gürzü elimden, çekti diyor beni, gürzü elimden aldı attı. Beni kendisine bağladı yürüdük. Dedi ki, bir şeye benziyorsun. Bir yere gettik diyor. Güzel bir bahçeli bir yer. Orada bir saray. Haybesini indirdi diyer. Sikke diyer böyle sikke çakılır, demir çiviler. Onları çıkarttı, sarayı çaktı duvarlara, bana dedi sen de çak. Ben diyor beceremedim onun kadar. Çaktı diyor çıktı yukarı. Bana dedi ki, bak ben yukarı çıkıyorum. Benim üç sefer sesim gelir beni beklersin. Sesim gelmezse benim bu atım, bu silahım bu param sana helal olsun. Yukarıdan diyor bir ses geldi, koca bir ses. Bikelle geldi diyor aşağıya. Bi daha diyor bi kelle daha geldi. Bi daha bi kelle daha geldi. Üç kelle, kafalarını vurmuş indi yere diyor. Kelleri naletledi, gel dedi. Korkumdan titredim, bunun arkasına düştüm gittim. Baktım bir yere götürdü beni bir mezar. Aç dedi bu mezarı. Açtım diyor. İçersinde gayet güzel daha bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı yatıyor. Böyle diyor yüzünden nikabını kaldırdı, o delikanlı oldu dünya güzeli bir kız. Dedi ki, bunu görüyor musun bu benim nişanlımdı kocamdı. Bunu öldürdüler intikamını alan kimse yokdı. Ben geldim bunun intikamını aldım. Şimdi bu hançer de onun hediyesidir bende. Onun hediyesiyle beni vur, at bunun yanına. Elim tutmadı diyor. Çok israr ettim, hançeri kendisine batırdı, kocasının yanına düştü. Padişahım sen bütün kadınları niye öldürüyorsun. Böyle kadın da var, böyle kadın da var. O vakıt kadınlar kurtuluyor.