Tuana
KONU BAŞLIKLARI  
  TARİHİ ESERLER
  TANITIM
  RESİMLER
  DEĞİŞİK
  HABERLER
  ZİYARETCİ DEFTERİ
  Program İndir
  HTML KOD
  DENEME
  AHLAT
  => Ahlat Tarihi 1
  => Ahlat Tarihi 2
  => Adı ve Kökeni
  => Coğrafi Yapı
  => Arkeoloji
  => Masallar-1
  => Masallar-2
  => Atasözleri
  => Dua ve Beddualar
  => Bilmeceler
  => Maniler
  => Efsane
  => İSLAMİ KONULAR
  => Risale-i Nur-Video
  Yeni sayfanın başlığı






Google

ESMA'ÜL-HÜSNA

GERÇEK GAZETE

Hurriyet.www.gazetealemi.com Zaman www.gazetealemi.com Radikal www.gazetealemi.com Milliyet www.gazetealemi.com Bugun www.gazetealemi.com Turkiye www.gazetealemi.com Vatan www.gazetealemi.com Sabah www.gazetealemi.com Yeni Safak www.gazetealemi.com

BİR HADİS

PEYGAMBERLER TARİHİ

www.dostyurdu.com

ein Bild



Masallar-1



MASALLAR
 
Anonim halk edebiyatı mahsullerinin en yaygınlarından birisi olan masal, bilinmeyen bir yerde bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait olayların hikayesi olarak tarif edilmektedir. Masal kahramanları padişah, keloğlan, arap gibi insanlar; at, güvercin, kurt, aslan, tilki gibi hayvanlar; dağ, taş, kuyu, su, sofra gibi maddi unsurlar; dev, peri vb. hayali yaratıklar; akıl, zeka, iyilik, kötülük, güzellik gibi yalın fikirler olmak üzere akla gelebilecek herşeydir. Masal sadece eğlendirmek oyalamak amacıyla çocuklara anlatılan bir edebi tür olmayıp; onlara doğru ile yanlışı, hiçbir zaman iyiliğin ödülsüz, kötülüğün de cezasız kalmayacağını öğreten, bilimsel yönüyle ise insanın ve ait olduğu toplumun anlaşılmasını sağlayan bir anlatı türüdür.
Ahlat İlçe Merkezi ve Otluyazı, Uludere ve Güzelsu köylerinde gerçekleştirilen derlemeler sırasında halk edebiyatı anlatım türlerinden masala, “hikaye/heket” dendiği tespit edilmiştir. Masal anlatma karşılığında ise “hikaye/haket söylemek-anlatmak kullanılmaktadır.
Yapılan çalışma sırasında, özellikle televizyonun gündelik hayata girmesiyle ve onun toplum üzerinde yarattığı etkiye paralel olarak değişen eğlenme ve dinlenme ihtiyacını karşılaması, masal anlatma ve dinleme ihtiyacını duymamaya neden olduğu tespit edilmiştir. Geçmiş yıllarda özellikle kış geceleri “hikaye/haket anlatıcısı” adı verilen kişiler etrafında toplanılarak, onun anlattığı masalların dinlendiği öğrenilmiştir. Ancak çalıştığımız kaynaklarımızın pek çoğu uzun zamandır hiç masal anlatmadıklarından, atalarından öğrendikleri bu edebi mahsu2ller ya tamamen unutulmuş veya bazı yerlerinden kesintiye uğramıştır. Bu, kaynaklarımızın hatırlayıp anlattıkları masalın birçok yerinde söyledikleri, “daha çoktu gerisini unutmuşum” vb. ifadelerinden anlaşılmaktadır. Buradaki masallar, kaynak kişilerin anlatma şekillerine ve yöre ağzına dokunulmadan sadece okuyucunun daha rahat anlamasını sağlayacak parantez içi eklemelerle verilmiştir.
Anlatıcı, masalın başında ve devamında dinleyiciyi masala hazırlamak ve dikkatini bir noktada birleştirmek ihtiyacını duyar. Ahlat'ta da, masal başında tekerleme denilen bölümün varolduğu tespit edilmekle beraber, anlatıcılar, bu kısımları unuttuklarını ifade etmişlerdir.
Müstakil olarak tespit edilen tekerleme örnekleri şunlardır:
Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Pireler berber iken
Develer tellal iken
Ben annemin beşiğini
Tıngır mıngır sallarken
Ha şurada, ha burada
Eşeği yedirdim kurda
Yedi part at yükledim karıncaya
Görmedin mi tuttum pirenin ağını
Kulağına vurdum dağını
Seksen batman iç yağını
Geçen mezatta sattım görmedin mi
Tuttum pirenin iyisini
Soydum çıkardım derisini
Kırk deveye yükledim hepsini
Geçen mezatta sattım görmedin mi
Karıncaya vurdum palan
Yeddi yerden çektim kolan
Söylediğim hepsi yalan
Birbirine uymadı mı
Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Deve tellal iken
Horoz berber iken
Karşıda bir kadın gördüm
Adını sordum
Dedim adın ne?
Dedi adım Emine
Eğildim baktım peştamalının ortası yok
Bir yanı sazlık samanlık
Bir yanı tozluk dumanlık
Bir yanında davulcular davul döver denginen
Bir yanında boyakçılar boyar boyar renginen
Bir yanı da halıdan halıya boş kalmış
Masal içerisinde ise dinleyicinin dikkatini toplamak amacıyla uygun yerlerde; “Bir içeri girdim sazlık samanlık, tozluk dumanlık”, “Demirciler demir döver kendi halinde. Millet eğlenir kendi halinde” gibi formeller kullanılmaktadır.
Fatmacık
Bir adam varidi. Ondan sonra onun bir kızı varidi. Bir de bir karısı varidi. Karısı vefat etti. Kızı kaldı, ismi de Fatma. Karısı ölen zamanı vasiyet etti. Dedi ki, bak herif, ben öleceğem, sen evleneceksen ama dünyada sana diyem, sen dabanı çatlak kadın almayasan. Öyle söyledi. Benim kızıma hakaret eder dedi. Onun için. Ben dedi kızımı çok güzel besledim. Bir de bir inekleri varidi. Bunlar gidir, herif birkaç sene kalır öyle. Arir-aramir öyle bir kadına rastlamir. Bir gün bir kadının yanına bahır ki, dabanları çatlak. Dir ki, valla ben seni alacağıdım ama senin dabanların çatlaktır. Benim hanımım böyle bir vasiyet etti, onun için ben seni almam. Kadın kendisine gidir, başka türlü edir, ayaklarına artık ne yaptığını bilmirem başka yoldan dönir gelir. Dir herif sen beni almazsan? O da dir ki, bi bakam sonra. Bahır ki, ayaklarında çatlak yok, aynı kadın. Getirir eve. Dir Allah'ın emrinnen peygamberim kavliynen ben seni alirem, kendime hanım olarak. Onu alır, getirir eve. Getirir artık birkaç gün gidir, bir kızı da ondan olır. Artık kendi kızına çok güzel bakar, o Fatma'ya bakmaz. Tabi kumanın kızı ya bakmaz. Bakmaz, bir zaman öylenen geçinirler. O Fatma sabahleyin kalkar gider, akşama kadar bir parça kuru ekmeği verir eline. Der görür bu ineği otar. Fatma gider ineği otarmağa dağa.
Dağ da bir gün bir kari rastlir. Dir yavrum sen neye bu kadar ağlıyorsun. Dir napam ne yapam, annem öldü, kimsem yoktur. Babam gitti, bir kari getirdi, bana çok zülüm ediyir. Dir ki yavrum gel biraz başıma bak. Başına bakmaya başlır, saçının içersinde. E bir şey yok saçında. E bahır kadının başında bir şey yor. Deyir ki, yavrum git yolda üç tane çeşme var. Biri siyah, biri kırmızı, biri beyaz, siyaha hiç elleme, evvel kırmızıda yıka yüzünü, ondan sonra da beyazda yıka.
Bu kız gidir. Bahır ki, doğru üç tane çeşme. O beyazda yüzünü yıkır, ondan sonra kırmızıda. Öyle beyaz olır ki, böyle kar gibi. Yanaklar böyle kıpkırmızı. Akşamleyin gelir eve analığı deyir ki sen nerelerde gezdin ki, böyle güzel oldun. Yarın da benim kızım gidecek. O gitsin deyir. Kızına çörekler yapır, doldurır, ineği alır, kızı gidir otarmağa. O kadın bir daha çıkır gelir. Deyir kızım hele gel benim başıma bak. Diyir işim yoktu şimdi senin bitlerini mi öldürmeye....(Kadın) diyir get iki tane çeşme var orda. Biri siyah biri kırmızı. O siyahdan evvel yıkan, ondan sonra da kırmızıda yıkan. Gidir yıkır aynısı siyahdan olır simsiyah, kırmızıdan olır kıpkırmızı, burda da bir boynuz çıkır. Küçük bir boynuz çıkır şurasında (alnında) gelir. Gelir (annesi) diyir kızım bu nedir. diyir işte hal mesele böyleyken böyle başıma geçti. E deyir niye Fatma güzel oldu sen bu hale geldin?
Diyer ne edem ne etmeyem ben bu kıza. Sabahleyin kalkıyır, tendiri yakıyır, kurru kurru ekmekler yapıyır. Beş altı tane şurasına bağlıyır. Girir yatağa. Ben hastayım kemiklerim kırılır. Böyle edir, kemiklerim kırılır. Analık yapıyır ki, ineği kestire. Bu başlır böyle yapmaya. Kocası gelir deyir hanım noldu sana. Diyir ki, ne olacak benim başıma böyle şey geldi. Fatma'nın ineğini kesersense o benim ilacım. Onu kessen ilac olır bana. Bu kakır deyir ineği keseceğem. Fatma gidir ineğin yanında oturur ağlamaya, Allah'a dua etmeğe başlır. İnek dile gelir Allah tarafından. Der Fatma der hiç korkma beni kesecekler, onlara öyle zehir gibi olacak etim, sana öyle bir tatlı olacakki, Allah de yeter. Ama der kemiklerimi başımı, ayaklarımı, bir de derimi dedi götür filan ağacın altına koyla dedi, onlar birgün sana lazım olurlar dedi, seni kurtarırlar.
İneği getirirler, kesiyirler, pişirirler. E o kadın yiyir olır zehir o et ona. Fatma yir Fatma'ya bir şey olmır, tatlı. Onu yir, kaldırır kemiklerini doldurur bir torbaya, kafasını derisini ayaklarının da çuvala bir doldurur götürür. Aynı o ağacın altına kuyulır.
Bir gün padişahın oğlu bir kız arıyormuş. Analığı, kendi kızını bezir. Güzel kız ya Fatma. Onu da götürür saklır. Ondan sonra gidiyler bakıyler ki, (kız) kapkara, kıpkırmızı. Bu kız bize yaramaz deyir(ler).
O kadın gelir dağda başıma bak dedi ya. O gelir, deyir ki, Fatma padişahın oğlu evlenir, gidek oraya. E ben neynen gelim üstümde elbise yok, bir şey yok. Diyer gidek o ağacın altını kazak. Senin ineğinin kemikleri hep oldu altın, ayakkabı elbise. O vakıt sürmeli elbiseler varidi evvelki zamanda. Dedi hepsi öyle olmuş. Gidek çıkarak bezeyem seni alam gidem düğüne. Valla gelirler, kazirler, bakırler ki, doğrudan da aynısı. Bunu bi güzel bezir. E güzel zaten. Bezedikten sonra bunu alır, götürür düğüne.
Şimdi, bu (analığın) kız(ı) ikide bir gelir deyir ki, anne deyir gözleri aynı Fatma'nın gözlerine benziyir. (Analığı Fatma'ya) Getiriy, buğdaynan çavdarı birbirine karıştırır. Diyir sen bunları ayıracaksan bu iki küpeyi de göz yaşıynan dolduracaksan ben gelene kadar.
Yaşlı kadın da gelir tez tez gelir, tuzu dökir suyun içersine güzel karıştırır. Bırakır göz yaşı gibi olır. Onları doldurur küpeye. Öyle gögercin gelir ki, böyle acayip o çavdarnan o buğdayı birbirinden ayırırlar Allah'ın tarafından. Onları da ayrı bırakır. Gidirler düğüne. O kız gelir diyir ki anne, gözleri aynı Fatma'nın gözlerine benziy. Deyi böyle Fatma'nın elbiseleri nerden geldi, nerden giyindi geldi. Şimdi dağılacaklar diye kadın alır Fatma'yı götürür, elbiseleri geri dolduriyler torbalara, getiriyler kuylıyler. Fatma evinde oturiy kadınnan kızı gelir. Gelir bakır ki, Fatma oturur (kendi) kendisine orda. (Analığı) İş yaptın mı? Evet. Gözyaşı doldurdun mu? Evet doldurdum.
Şimdi gelen zamanı onun altın ayakkabı(sı) çamura batır. Edirler etmirler çıkaramırler. Kalır orda. Sabahleyin padişah oğlu gelir bakır ki, çeşmenin ayağında bir şey parlır. El atır bakır ki, bir ayakkabı. Ayakkabıyı kaldırır. Şimdi onun şeyini verdiler televizyona. Kaldırırler yıkıyır, bırakır bir güzel kutuya bunu memleket memleket dolandırır. Bu kimin ayağına olursa onu alacam (der). O kadar gezdirir, bir kimseyi bulamır, diyir bir tek fukara adamın kızı kaldı. Dedi gidek oraya.
Geliriyler o kızın ayağına. Onun adı da Ayşo imiş. Ayşo'nın ayağı kocaman metre kimin. Bir kadın geliy deyi valla bir kızı saklamış kendi kızını gösteriy. O onun kızı değil kumasının kızıdır diyor. Valla getiriyler Fatma'nın ayağına giydirir giydirmez onun ayağına oluyor. Padişahın oğlu diyor ben isteyeceğim. Orda geliyler nişan takıyler. Düğünün gelmesine yakın analığı o elbiseleri çıkarıy getiriy kendi kızına giydiriy. Ondan sonra bu gelir. E millet bütün geliy bakıy geline. E padişahın oğlunun gözü kör ola dir bunu nasıl aldı. (analığı) Fatma'yı getirir bırakır tendire. Bizim bu tendirler varya. Oraya bırakıy, Fatma'nın bir de horozu varımış. Geliy horoz dir. “Gıgıl gıl Fatma Hanım tendirde, Ayşa onun başında kakılakil”. Onu öyle diyende bir kadın böyle kendisini bilen bir kadın diyir ki, ben gidem hele tendire bakam, ne var bu tendirde. Gidiyler bakıyler ki, gül gibi bir kız. Deyirler valla padişahın hanımı bu. Valla onu kaldırıyler gelin ediyler, götüriyler.
Bir senemi ne kalır onun bir oğlu olır. Bir oğlu olır. (Bir süre sonra analığı) Geliy deyi ki ben kızımı götüreceğim eve. Kızını aldı gitti, götürdü evine. Bir ay mı neydi orda kaldı. Bir ay sonra padişahın oğlu haber gönderdi. Dedi benim hanımımı gönderin gelsin. Dedi dur bir aydır gelmiş hiç banyo yapmadı. Dur bir banyo yaptıram da sonra görür.
Bu getiriy bir top inne. Kızı oturttur orta, teşte. O vakıt nerde vardı banyo manyo. Teşt vardı. Teştte oturtur başını yıkır. Bir inmeyi başına sancır, o top inne bitti; kadın oldı koskocaman bir kuş uçtu getti. Oğlan kaldı. O zamanki zamanda varidi biraz cazılık. Artık ne okuduysa inneleri vurdu kadının başına, oldı bir kuş getti. Gettikten sonra (analığı) getirdi kendi kızını bir güzel bezedi, o elbiseler o şeyler oğlunu verdi kucağına. O vakıt fayton vardı, faytonu getiriyler. Bindirir gece. Ama dir kızım bak sen oraya gittikten sonra sen padişahın gelinisen. Emredeceksen ki, hiç kimse lamba yakmasın. Karanlıkta gideceksen kocanın odasına. Artık benim odam hangisidir diye sorır gidir. E oğlan ağlır, patlır, çıkarır memesini verir. O oğlan onun memesini hiç alırmı. Anası değil bişey değil. Bu padişah gece özledim diye (kızın) odasına gidir. Niye karanlıktır? E göynüm öyle istedi, ben bırakmadım lambaları yakmaya. İşte o gece öyle yatıyler. E deyi karı sen babanın evine gittin de teze mi kız oldun. E der senede bi vakıt bizim halimiz bu. (Padişah) Sabahtan erken oğlunu alır gelir bahçaya. Bahçaya yenir, bağvancı deyir ki, diyir padişahım bir kuş gelir ağaca konır. Deyir “bağvancı bahçacı padişahın oğlu ağlıyor mu?” Ka(l)kan zamanı diyir o ağaç kuruyır. Diyir Allah Allah bu nedir, neyin nesidir.
Bir gün oğlunu alır, ağacın altında oturır, bakırki kuş geldi dedi “bağvancı bahçacı padişahın oğlu ağlıyor mu?” kalkar kalmaz bütün ağaç kuruyor dallarını döküyor yere. Diyir böyle olmaz. O vakıt şey varidi. Gir varidi. Zift. Gir didi dökek, gelen zamanı ayakları batsın oraya, öylene tutak. Getirdiler bi bezin üstüne kaba serdiler. Bezi bağladılar ağacın ortasına konacak yerine. Öylece bağladılar bıraktılar oraya. Getti oraya kondu kuş. Geldi kondu dedi “bağvancı bahçacı padişahın oğlu ağlıyor mu?” kakan zamanı ka(l)kamadı. Ayakları yapıştı ya ka(l)kamadı. Çıkırlar ordan alırlar. Alırlar bakırlar ki, koskocaman bi kuş. O kuşu alır padişahın oğlu, oğlu da kucağında. Alır onla sevinirler. Böyle ettikçe bakır ki, başında inne. Onu çıkarır. Öğlene o top inne bitti, kadın çıpçıplak anadan doğma kalır padişahın oğlunun yanında. Hemen padişahın oğlu deyir siz gidin o tarafa. Diyir gidin elbiselerini getirin giydirin. Getirir bırakır arkasına ceketini örtür üstüne. Bakır ki kendi hanımı. Kendi hanımı olduğunu tanır tabi. Gidirler elbiselerini getiriyler sandıktan, geydiriyler. Orda epey oturıyler, gidirler bakırlarki o kadının kızı hâlâ odada yatıyor. Gönderiyler anasını da getirttiriyler. Üç at, üç köpeği üç gün aç bırakır. Ondan sonra tenekeleri atların kuyruklarını güzel bağlır, atların kuyruklarını, köpekleri bırakır bunun arkasına. Götürirler dağ taş gezdiriyler, parça parça ediyler. Ondan sonra atlar çıkır gelir. Yirler içerler muratlarına geçirler.
Mehmet Bey
Efendim eski zamanda bir padişah varmış. Bu padişahın üç oğlu varmış. Üç oğlu, bir kızı varmış. Zaman geliyor padişahın hanımı vefat ediyor. Padişah kalkıp tekrar evleniyor, bir hanım getiriyor. Aradan zaman geçiyor padişah bir gün oturup düşünüyor, çocuklarına diyor ki, ya çocuklarım diyor, artık bu kadar dünyalık servetim var, ben hacca gidecem.
Padişah kalkıp hacca gidiyor. Hacca gittikten sonra, bu karı kalkıp kendine bir dost buluyor. Dostuyla oturup kalkıyor. Bir gün dostu diyor ki, sen bana padişahın devlet kuşunu keseceksin. Ya olur mu olmaz mı. Olur diyor. Eğer sen bana padişahın devlet kuşunu kesersense ben gelirim, kesmezsense ben gelmem. Diyor tamam ben kesecem. Bu kalkıyor padişahın devlet kuşunu kesiyor. Çocuklar okuldan dönüyor üç kardeş. Büyük Mahmut, küçüğü Ahmet, en küçüğü Mehmet. Okuldan dönüyorlar, bu kadın onlara çok işkence yapıyormuş, zalimlik yapıyormuş. Çocuklar eve geliyor. Evde anne biz açız. Zıkkım diyor, gidin peynir ekmek yiyin diyor. Büyük Mahmut biraz on iki, on üç yaşlarında. “Ya anne” diyor, biz padişah çocuğuyuz bizim evimizde yok mudur, balından sütünden tereyağından kaymağından versen. Sen bize bu işkenceyi yapıyorsun da her gün bize peynir ekmek yediriyorsun. Kadın insafa geliyor, kalkıyor yaptığı yemekten birine kanadı, birine yüreği, birine de böyreği veriyor. Çocukların ekmekleri üzerine bırakıyor. Yiyip sevine sevine okula dönüyorlar.
Bunlar gittikten sonra kadının dostu geliyor, tabii oturuyor. Kadın bunun önüne servis yapıyor. O kaşığı çatalı alıp eline böyle içini karıştırdıktan sonra bir tekme vuruyor. Noldu? Hani diyor bunun kanadı, yüreği, böyreği. Valla diyor acıdım. Padişahın oğluna verdim, onlar yidi okula gitti. Ya diyor ben zaten bunlar için kestirttim bu kuşu. Ben bu üçünü yiyecektim. Ben gelmem. Kalkmak istiyor. Kadın otur diyor, çocuklar okuldan dönsünler, ben bunların karınlarını yaracam, ben bunları sana verecem. Söz mü? Söz.
Bunları, kız kardeşleri olan evdeki Fatma duyuyor. Kilere iniyor. Kovasını dolduruyor ekmek, peynir; kardeşlerinin okuldan çıkma zamanı çeşmeye gidiyor. Bakıyor üç kardeş el atmış birbirinin omuzuna oynuya oynuya eve geliyorlar.
Kardeşlerine bakıyorlar, kardeşleri ağlıyor. Bacı niye ağlıyorsun? Valla diyor eve gelmeyin. Niye? Valla diyor siz eve gelseniz annem sizi öldürecek, sizin karınlarınızı yaracak, yürek, böyrek, kanadı çıkarıp dostuna verecek. E napalım? Alın bu ekmeği bu şehri terk edin. Padişah çocuğu bunlar nazik yetiştirilmiş. Yol iz bilmiyorlar. Üç kardeş, bir bacı birbirlerine sarılıp ağlayıp vedalaştıktan sonra bu üç kardeş tekrar yola düşüyor. Bunlar bir müddet gittikten sonra bir şehrin kenarında bir mezarlığa varıyorlar. Büyük kardeşleri Mahmut diyor ki, kardeş diyor, biz şehre gitsek kayboluruz. En iyisi bu mezarlıkta kalalım bu gece. Yarın çıkar iş ararız. Tabii sabah oluyor. Büyük kardeşleri diyor ki, sizin ikinizi yanımda götürsem belki sizi orda kaybederim. Siz burda beni bekleyin. Ben şehire ineyim, bakayım ne var ne yok. Eğer bir iş bulsam gelip sizi alıp götürürüm. Olur abi diyorlar. Kardeşleri Mahmut şehre iniyor. Şehir öyle kalabalık iğne atsan yere düşmez. Bayağı büyük bir toplantı. Varıyor kardeş diyor hayırdır bu toplantı...? Sana ne ulan. Ordan bir tanesi yahu niye kızıyorsun garibana diyor. Kardeşim diyor bizim padişahımız ölmüş, şimdi bizim padişahın devlet kuşu varmış, devlet kuşunu uçuracağız, kimin omzuna konarsa o bizim padişahımızdır. İyi diyor Allah hayırlı etsin. Herkes, muhtar diyor benim omzuma konsun, Bünyamin diyor benim omzuma konsun, herkes diyor benim omzuma konsun ben padişah olayım. Herkes hazır mı hazır. Kuşu elden uçuruyorlar. Kuş dolanıp fırlanıp gelip Mahmut'un omzuna konuyor. Beş on tane genç yetişiyor Mahmut'u döve döve bir uçurumdan aşağı atıyorlar. Atıyorlar ağzı burnu kan içinde kalıyor. E tabi o anda kardeşlerini unutuyor o dayağı yedikten sonra.
Tekrar toplanıyorlar. Yine kuşu uçuruyorlar. Kuş yine dolanıp fırlanıyor, gelip uçurumun dibinde Mahmut'un omuzuna konuyor. Beş kişi, gitmişse, bu sefer on kişi döve döve getirip bir ahıra katıyorlar. Bir mağaraya katıyorlar. Hiçbir taraftan ışık girmeyecek şekilde kapıyı örtüyorlar. Tekrar toplanıyor.
Bunlar zaman geçtikten sonra bir daha kuşu uçuruyorlar. Kuş geliyor o evin etrafında dolanıyor, fırlanıyor bir delikten içeriye giriyor Mahmut'un omuzuna konuyor. Konunca Mahmut kuşu alıp ağlıyor, ey Allah'ın hayvanı diyor, benden başka insan yok muydu o toplumda, sen gidip başkasının omuzuna konsaydın. O sefer geldi beni uçurumdan attılar, bu sefer gelseler beni öldürecekler. E tabii şehrin ileri gelenleri kapıyı açıyor. Yav oğlum diyor demek bizim hakkımızda hayırlısı sensin. Sen bizim padişahımız olacaksın.
Büyük kardeşleri Mahmut orda padişah olunca kardeşlerini unutuyor. Kardeşleri akşama kadar bekliyorlar abileri gelmedi. Ahmet diyor abimiz bizden büyüktü biraz elinden iş filan geliyordu. Gitti kendisine iş buldu, bizleri unuttu. Hadi gidelim.
Bunlar iki kardeş yola koyuluyorlar. Bayağı gittikten sonra yine bir şehre varıyorlar. Şehir mezarlığında yatıyorlar. Ahmet bu sefer şehre iniyor. Ahmet iş buluyor kendisine. Mehmet yalnız kalıyor. Mehmet on bir- on üç yaşlarında, abilerimin elinden az çok iş geliyordu yahut iş beceriyorlardı, onlar kendilerine iş buldular, ben yalnız kaldım.
Yalnız kaldım diye ağlıya sızlaya düşüyor, padişah padişah çocuğu nazik yol bilmiyor, iz bilmiyor. Üzerindeki elbiseler ormanın çalılarına ilişmiş -. Her tarafı paramparça biçimde. Bir şehrin kenarına varıyor. Bakıyor toplantı var, toplanmışlar. Bir kenarda oturmuş bu toplantıyı seyrediyor.
O toplantıysa o şehrin padişahının. Padişahın gözü çocuğa takılıyor. Çocuğa bayağı ısınıyor. Çağırın şu çocuğu diyor. Çağırıyorlar. Kimsin. Diyo benim Allah'tan başka hiç kimsem yok. Eyi benim yanımda çalışmaz mısın? Çalışırım. Padişah bunu alıp yanına götürüyor. Bunu yayladaki hayvan sürülerinin başına gönderiyor katip olarak. Bu padişahın üç kızı varmış, büyüğü onun vezirinin oğluna nişanlı, onun küçüğü vekilin oğluna nişanlı, küçük kız bekar. Yalnız kalbinde padişah diyor ki, ben bu kızı bu çocuğa verecem.
Bir gün kızlar has bahçede gezerken yedi başlı dev geliyor, bu üç kızı alıp götürüyor. Asker ordu peşine sarıyorlarsa da kızları bu yedi başlı devin elinden bir türlü kurtaramıyorlar. Götürdükten sonra, e padişah ne de olsa üç kızı gitmiş, bayağı üzüntüyü kapılmış düşünüyor. Bir gün canı sıkılıyor kalkıp dağa gidiyor. Mehmet bakıyor ki, padişah geliyor. Tüm oraları temizledikten sonra yaklaşık olarak beş yüz metre filan karşısına gidiyor. Geliyor, işte bu sene bu kadar hayvan satıldı, bu kadar deve geldi, bu kadar at gitti, bu kadar koyun kesildi hesabını verdikten sonra (padişah) diyor ki, senin yerine başka birisi kalsın sen benimle şehre gel. Padişah kalkıyor Mehmet'i yanına alıp şehre geliyorlar. Evinde yaldız padişah çok düşünceli, sofra geliyor. Mehmet diyor ki, padişahım sağolsun diyor senin üzüntün ne? Hiç oğlum diyor. Yok diyor senin üzüntünü bana söylemezsen ben bu yemeği yemeyeceğim. Oğlum boş ver yok diyor. İllam sen bana bu üzüntünü söyleyeceksin. Valla diyor benim üç kızım vardı. İşte bunlar diyor ikisi nişanlıydı, birini de ben kendi kalbimde sana verecektim. E peki ne oldu bu kızlara? Diyor bunları yediş başlı dev götürdü. Mehmet kalkıyor diyor ben bu kızların peşine gidecem. Oğlum, yapma kalkma bu kadar ordu, asker geri çeviremedim kızları, sen nasıl çevireceksin. Hayır diyor ben gidecem. Padişah ne yapıyorsa bunu önleyemiyor. Kalkıyor kendi atını kendi kılıncını Mehmet'e veriyor. Hani diyor bunun nişanlılara da gelsin bizimle beraber. Nişanlılarını da çağırıyor. Burdan çıkıyorlar yaklaşık otuz kilometre falan kala devin kalesi görünüyor. O iki nişanlılar diyor ki, bak devin kalesi ta karşıda git. Niye? Biz gelmenik. Düş önüme ulan diyo. Bunları zorluyor. Devin kalesine yaklaşıyorlar bir beş - altı kilometre kala o iki nişanlı çocuklar, vezir vekilin oğulları diyor ki, sen bizi assan da kessen de biz burdan bir adım öteye gelmezik. Bak oğlum diyor ben gidecem. Eğer zaten ben devi öldürdümse gelip nişanlınızı götüreceksiniz. Yoksa dev beni öldürürse çekip gidersiniz. Mehmet kaleye yaklaşıyor kalede kapı yok, her taraf demir. Geri çekilip ya Allah diyor nasıl tekmeyi vuruyorsa demir kapıyı açıp içeri giriyor.
İçeri giriyor efendime söyleyim kırk kapı, bir kapıyı açıyor bakıyor altın bir tarafında gümüş bir... bir tarafı işkence adam öldürme, kapıları açıyor. Bakıyor ki, üç kız oturmuş el işi yapıyorlar. Kızlar görünce bunu ey insanoğlu sen niye geldin diyor. Bugün tam otuz dokuz gündür dev yatıyor yarın kırkıncı günü bu dev kalkacak seni de yiyecek bizi de yiyecek. Siz diyor padişahın kızları mısınız diyor. Evet diyor. Büyüğünüz hangisi? Falan. Sen diyor vezirin oğluna mı nişanlısın? Evet. Sen de vekilin oğluna mı nişanlısın? Evet. Küçük kıza da diyor sen benimsin. Küçük kız biraz şımarıklık yapıyor. (Mehmet) diyor bana devin yerini gösterin. Diyorlar biz bilmiyoruz. Küçük kız diyor ben biliyorum. Küçük kız kalkıyor önüne düşüyor. Mehmet de bunun peşine...
Dev büyük bir alanda mağaranın içinde biz yöremiz olarak “peyin” deriz hayvanın gübresinin ufaltılmasına “peyin” deriz. Peyinin içerisine girmiş yatıyor dev. Tamam kıza diyor sen git.
Bu devin ayağının altından kılıncını sokuyor. Sokunca kızlar diyor bırakmayın pireler beni rahatsız etti. Bu kılıncını çekiyor bu sefer kılıncı tam saplıyor ayağının altından çeviriyor. Bu yine bağırıyor kızlar bırakmayın pireler beni rahatsız etti. Kalk kafir diyor ben pire değilim benim.
Dev silkiniyor yalan olmasın bir ufak dağ gibi çıkıyor Mehmet Beyin önüne. Ey diyor seni gökte ararken yerde buldum. Zaten diyor dişim ağrıyordu seni dişimin altına bir ilaç yapayım. Kafir diyor yemeden övünme. (Dev.) Kalkıyor diyor sıra kimde. Mehmet kalkıyor diyor ki, biz sırayı önce karşımızdaki düşmana veririz. Dev eline değirmen taşını alıyor. Eline alıp çevirip çevirip Mehmet Beye fırlatınca. Fırlatınca ordan zıplayıp bu tarafa kendisine atıyor. Bir taraf toz toprak heyvah diyor. Kalmadı bir parçası ben biraz dişimin altına bırakayım. Kafir diyor ben sana demedim mi yemeden övünülmez. (Mehmet) Sıra kimde diyor? Sende. Ya Allah der demez kılıncını sallıyor devin iki kafasını kesiyor. Uçurunca dev o kadar sinirleniyor ki böyle neredeyse Mehmet'i parçalayacak. Değirmen taşını alıyor eline tekrar Mehmet'e fırlatıyor. Buraya fırlatınca o da tekrar bu tarafa zıplıyor. Kalenin bir tarafı toz toprak duman. Heyvah diyor bir parça kalmadı ben şu yaralarımın üstüne bırakayım. Kafir diyor ben sana demedim mi yemeden övünme. Sıra kimde diyor? Sende. Ya Allah der demez kılıncını sallıyor devin üç başını kesiyor. Tam üç kafasını kesiyor. O anda ben de ordaydım. Üç kafasını kesince iki de önceden kesmişti ki beş kafa. Bakıyor ki, ancak değirmen taşını şöyle yanına çekiyor iki kafasını daha uçuruyor. Yalan olmasın devin kulakları bizde lavaş ekmek derler. Her bir kulağı lavaş ekmek kadarmış. İki tanesini kesiyor mendiline bırakıyor. Dışarıya çıkıyor hani vezirin vekilin oğlu onu bekliyor ya dışarda. Onlara el ediyor. bunlar zannediyor ki devdir. Bunlara el ediyor. bunlar atına binip geri dönüyorlar. Ne de olsa padişah atı altında Mehmet'in (altında) kestirmeden bunların önünü kesiyor. Ulan diyor sizin karılarınızı da mı ben getirecem. Yav diyorlar sen devi nasıl öldürürsün. Mendilinden devin kulaklarını açınca biri sağa kaçıyor biri sola kaçıyor. Oğlum diyor siz bunun kulaklarından korktunuz, siz bunun kendisini görseniz ne yapacaksınız. Gelin biz bunu öldürdük. Herkes kendi karısını alsın gitsin. Tabi bunlar alıp gidiyor. Karılarını alıp dışarı çıkarken bunlar diyor ki, yav bunun hiç mücevheri hazinesi yok muydu. Küçük kız diyor ki, ben biliyorum yerini. İşte falan yerde falan mağarada. Mağaranın başına geliyorlar. İşte o zaman kendisini pehlivan zannedenler, güreşçi zannedenler kırk metre şerit, ip bağlarlarmış bellerine, pehlivanlık şeyi yaparlarmış.
Gel lan vezirin oğlu buraya. İki metre sallıyorlar. Vay ben öldüm yandım aman Allah beni çıkarın kuyudan. Onu çıkarıyorlar. Vekilin oğlunu sallarken o da başlıyor ağlamaya. Yav ben öldüm yandım beni çıkarın. Onu da çıkarınca küçük kız ortaya atılıyor. Diyor beni sallayın deyince Mehmet bir tokat elinin tersiyle ağzına vuruyor. Diyor erkek olan yerde diyor bayanın, karının diyor işi yoktur. Sallayın lan beni. Mehmet Beyi kuyuya sallıyorlar. Kuyudaki tüm mücevheri çıkarıyorlar. Şimdi diyor ben geliyorum beni çekin. Bunu çekiyorlar tam kuyunun ağzına gelen zamanı vezirin oğlu el atıyor kılınca ipi kesiyor. İpi kesince kuyunun dibine çakılıyor.
Tabi bunlar atları, mücevherleri, kızları alıp dönüyor. Padişahın huzuruna çıkıyorlar işte padişahım sağ olsun sen diyordun Mehmet. Mehmet işte girdi devin ağzına. Devbastı onun beline kırdı. Biz de devi vurduk öldürdük, kızları aldık geldik. Padişah bunun üzüntüsünden meraklandı, başladı hasta olmaya.
Aradan zaman geçti Mehmet Bey bir gözün açtı baktı kuyunun ağzındaki taş tam yanına düşmüş, yani bir karış daha bu tarafa düşse tam üstüne düşecekmiş. O gürültüye uyanıyor. Bakıyor büyük bir mağarada çıkacak hiçbir yer yok. Oturuyor taşın üstünde şöyle bir dinlendikten sonra şöyle bir geziyor. Kapılar var kapıları açıyor. Bir kapı açıyor boş. Bir kapı açıyor boş. Bir kapı açıyor bakıyor ki, iki at, bir Arap adam, sakalı neredeyse ta ayaklarının üzerine düşecek. Selamünaleyküm diyor Arap. Vay Aleykümselam Mehmet Pehlivan. Yav vay sen nerden biliyorsun benim Mehmet Pehlivan olacağımı. Valla ben Arap diyor bunu ben babamla diyor ufaktım. Çifte gittik bu gavur dev geldi beni getirdi, getiren zamanı babam bana dedi ki, oğlum git hiç korkma Mehmet Pehlivan adında bir babayiğit gelecek seni kurtaracak. Ve ben biliyordum ki, o sensin. Evet diyor o benim. Nasıl çıkacağız burdan. Merak etme diyor. Arap ata bir tımar çekiyor, adamakıllı bir güzel ayarlıyor, diyor bu kuyunun içinde bir tur döneceksin. Sonra bir çifte vurdunmu kırat seni çıkarır yüzeye. Tamam diyor. Mehmet çıkıyor peşinden Arap çıkıyor. Bakıyor ki, bunlar (vezirin-vekilin oğulları) iki saat padişahın atını (götürmeye) uğraştılar. Padişahın atı ayağının altıyla kuyunun ağzını belki yarım metreden fazla eşmiş. Tabi at bunu görünce gözlerinden yaş geliyor, bu da atın boynuna sarılıyor. Ya Allah'ın hayvanı ne yapalım bizim de kaderimizde bu varmış.
Efendime söyleyim bu geliyor, Arap diyor ki, bak diyor Mehmet Pehlivan benim köyümün yolu burdan. Ben köyüme gidecem. Tamam diyor git Arap (Sen) Gittikten sonra ben bu atlara nasıl sahip çıkacam ben bu atlara nasıl bakacam, ben bunları nasıl saklıycam lan Arap. Arap diyor heyvah diyor vallah beni bırakmıycak ben gidip babamgili, anamgili göreyim. Hiç diyor her birinin kuyruğundan bir kıl al, mendilinin bir kenarına bağla. Lazım olan zamanı iki kılı birbirine vur, atların ikisi de senin yanında hazırdır.
İyi diyor tamam git. Bu padişahın şehrine yaklaşıyor. Padişahın da atını bırakıyor elinden. Padişah atını görünce üzüntüsü on kat daha artıyor. Bu atları da bırakıyor. Varıyor çobanın yanına. Selamünaleyküm. Aleykümselam çoban kardeş. Çoban kardeş senin hiç kuzun yok mudur? Bana bir kuzu kes. Hayırdır diyor. Bana bir kuzu lazım. Eti de sana diyor. Al sana iki tane de altın vereyim, götür kafasını da valla Bünyamin senin koyunu dağda kurt yedi. İyi bir şey valla.
Kalkıyor Bünyamin'in bir kuzusunu kesiyor. Buna sadece karnını veriyor. Mehmet karnı aldıktan sonra diyor gel çoban elbiselerimizi değişelim. Yav sen benle dalga mı geçiyorsun? Hayır diyor dalga geçmiyorum, elbisemizi değişelim.
Elbiselerini de değiştirdikten sonra, bu kuzunun karnını alıp, su baş aşağı iniyor. İndikten sonra bu karnı adamakıllı yıkıyor, yıkadıktan sonra yuvarlak bir taş geçiriyor, güneş bunu kurutuyor. Kuruduktan sonra bu saçını toplayıp karnı kafasına çekiyor. Oluyor bir Keloğlan.
Şehirde bir iki üç tur geziyor bir iki gün. Bir gün bakıyor padişahın veziri çarşıda geziyor. Ulan Keloğlan. Keloğlan boş musun? Evet boşum. Bizim diyor bostancının çırağı yoktur, bostancıya yardımcı olmaz mısın? Olurum diyor niye olmam ki, Mehmet orda oluyor Keloğlan. Gel Keloğlan, git Keloğlan. Bunlan bostancı başlıyorlar bahçe ekmeye. Kızın binası tabi karşıda bahçeden görünüyor. Bunlar öyle yetiştiriyorlar ki, sebzeyi sebze artık yenecek şekilde.
(Mehmet'in) Gece canı sıkılıyor, kalkıyor iki atın kıllarını birbirine vuruyor. Kır ata biniyor gidiyor bostan içersine. Bahçenin içersine öyle ediyor ki, nece on tane motor bu gece bunu sürmüş.
Atları bıraktıktan sonra kalkıp kendisine uzanıyor. Bunun ağası geliyor. Ulan Keloğlan diyor. Ne var diyor. Valla diyor ağam bir atlı geldi girdi bahçeye beni de dövdü, bahçeyi de bu hale getirdi. Ulan diyor eğer ben burda olsaydım, ben onun kaburgalarını kırardım. Valla ben kıramadım, sen burda olsaydın sen kıraydın.
E bizim bostancının da gözü düşmüş Küçük kıza, Padişahın Küçük kızı balkona çıktığı zamanı bu kulübeye kaçıyor. Kulübede bunun bir hırkası varmış, eski zaman ceketlerinden hemen onu giyiyormuş. Ulan Keloğlan! Buyur ağam, o ağam sen kürke kürk sana öyle yakışıyor ki, acayip. Bak diyor kız da yukardan bakıyor ha. Ağam diyor kız sana sen de kıza çok iyi yakışır.
Bunlar tekrar başlıyorlar bostan ekmeye. Biz bostan deriz siz bahçe dersiniz sebze yetiştirilen yerlere biz bostan deriz. Bostanı tekrar yenecek hale getiriyorlar. Diyor ağam diyor Keloğlan. Ne var diyor. Ağam diyor bana izin ver ben gideyim bir tıraş falan olayım, bir banyo falan yapmamışım. Tamam oğlum git diyor. Bu gece ben burdayım.
Bu gidiyor güneş battıktan sonra kafasına takılıyor, bu ata biniyor. Kırat diyor o sefer sana binmiştim, bu sefer de doru ata bineceğim. Doru ata biniyor. Şehirin alt başından vurup bahçeye giriyor. İki baş gidip geldikten sonra bostancı elinde küreği çıkıyor. Heyt lan diyor ben seni öldürürüm. Yazığı geliyor. Attan iniyor, yere yıkıyor bostancıyı diziyle vurunca tam dört kaburgasını kırıyor. Tekrar o hale getiriyor ki, nece on motor sürmüş. Sabahleyin geliyor ağam ağam noldu. Ulan it oğlu it diyor sen dedin bir atlı, sen demedin bir Azrail. Vurdu benim dört kaburgamı kırdı. Eyi diyor. Ayağından tutuyor çeke çeke bunu evine atıyor. 

*Sonraki Sayfa *


 
SON DAKİKA  
 

 
DÖVİZ KURLARI  
 

 
TANITIM  
 
Bu Siteyi Beğendiniz mi? Evet. Hayır.

E-DEVLET

BİTLİS HAVA DURUMU
 
 
 
ÇOK SATAN KİTAPLAR
Yâ rabbi! Sen benim rabbimsin, ben ise senin kulunum. Sen herseyi Yaraticisin, ben ise yaratilanim. Sen rizik verensin, ben ise rizik alanim. Sen mülkün sahibisin, ben ise kölenim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise âciz ve zelîlim. sen zenginsin, ben ise sana muhtacim. Sen ezelî dirisin, ben ise ölüme mahkûmum, sen bakisin, ben ise fânîyim. sen kerem sahibisin, ben ise kötülenmeye lâyigim. Sen iyilik yapansin, ben ise kötülük isleyenim. Sen affedicisin, ben ise günahkârim. Sen büyüksün, ben ise hakirim. Sen kuvvet sahibisin, ben ise zaîfim. sen verensin, ben ise isteyenim. Sen emniyet verensin, ben ise korkanim, Sen cömertsin, ben ise dua edenim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Rahmetinle benim günahlarimi affet. Suçlarimi bagisla.Amin.

 
ŞİİR  
  AHLAT

Bir şirin yuvasın şarkın bağrında,
Bir inci gibisin göl kenarında,
Görseler seni nev baharında,
Zümrüt tepelere bakarsın Ahlat.

Nemrut ile süphan yüksek dağların,
Eteklerinde otlar şen kuzuların,
Yemyeşil ovanla morlu dağların,
Göl çevresinin tacısın Ahlat.

Türkülüğe otağsın düşmana mezar,
Şanlı tarihini her devir yazar,
Yetişir ettiğin bunca ahu zar,
Tarihle beraber yaşarsın Ahlat.

Tarihin çok eski milattan önce,
Sana hak verirler gelip görünce,
Binlerce merteben daha bir nice,
Bin gizli eserler saklarsın Ahlat.

Ziyaretin çoktur gelinmez dile,
Çeşme, sebillerin sayılmaz bile,
Çok defa uğradın yangına sele,
İçinden bunlara yanarsın Ahlat.

Alaattin BİLDİRİCİ

 
Eğer Bir Yerde Küçük Adamların Büyük Gölgeleri Oluşuyorsa Orada Güneş Batıyor Demektir. Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol