Fihrist
Âyât-ı Kur'aniyenin bir nevi tefsiri olan Risale-i Nur eczalarından "Sözler Mecmuası"nın mücmel bir fihristesidir.
بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ in çok esrar-ı mühimmesinden bir sırrını güzel bir temsil ile tefsir eder. Ve "Bismillah" ne kadar kıymettar bir şeair-i İslâmiye olduğunu gösteriyor.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ in en mühim beş-altı sırlarını tefsir ediyor. Ve بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ Kur'anın bir hülâsası ve bir fihristesi ve miftahı olduğunu gösterdiği gibi, arştan ferşe kadar uzanmış bir hatt-ı kudsiye-i nurânî olmakla beraber saadet-i ebediye kapısını açan bir anahtar ve her mübarek şeye feyz ve bereket veren bir menba'-ı envar olduğunu Beyân eder. Bu İkinci Makam, en birinci risale olan Birinci Söz'e bakar. Âdetâ Risale-i Nur eczaları, bir daire hükmünde olup, müntehâsı ibtidasına بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ hatt-ı mübârekiyle ittihad ediyor. Ve bu makamda altı sır yerine, otuz yazılacaktı. Şimdilik altı kaldı. Kısadır, fakat gâyet büyük hakaikı tâzammun ediyor. Bunu dikkatle okuyan بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيمِ ne kadar kıymettar bir hazine-i kudsiye olduğunu anlar.
اَلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِالْغَيْبِ meâlinde ve îman hakkındaki âyetlerin mühim bir sırrını, gâyet makbul bir temsil ile tefsir eder.
يَآاَيُّهَاالنَّاسُاعْبُدُوا âyetinin meâlinde ve îman hakkındaki âyetlerin mühim bir hakikatını, mantıkî bir temsil ile tefsir ediyor.
اِنَّ الصّلَوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا âyetinin meâlinde ve namaz hakkındaki âyetlerin mühim bir sırrını, gâyet mâkul ve mantıkî bir temsil ile tefsir ediyor. Zerre miktar insafı bulunanı teslime mecbûr ediyor.
اِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُوَن âyetinin mealinde ve takvâ ve ubûdiyet hakkındaki âyetlerin ve vazife-i ubûdiyet ve takvânın mühim bir sırrını gâyet güzel bir temsil ile tefsir ediyor. O tefsir herkesi ikna ediyor.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِنَّاللَّهَاشْتَرَىمِنَاْلمُؤْمِنِينَاَنْفُسَهُمْوَاَمْوَالَهُمْبِاَنَّلَهُمُالْجَنَّةَ âyetinin meâlinde ve nefis ve malını Cenâb-ı Hakk'a satmak hakkındaki âyetlerin gâyet mühim bir sırrını tefsir etmekle beraber, nefis ve malını Cenâb-ı Hakk'a satanların beş derece kâr içinde kâr ve satmayanların beş derece hasâret içinde hasâret kazandıklarını, gâyet mukni' bir temsil ile tefsir ediyor. Hakikate karşı mühim bir kapı açıyor.
يُؤْمِنُونَبِاللَّهِوَالْيَوْمِاْلاَخِرِ اِنَّوَعْدَاللَّهِحَقٌّفَلاَتَغُرَّنَّكُمُالْحَيَوةُالدُّنْيَاوَلاَيَغُرَّنَّكُمْبِاللّهِالْغَرُورُ âyetinin mealinde ve "İmân-ı Billâh vel-yevm-il-âhir" ve hayat-ı dünyeviye hakkındaki âyetlerin mühim bir sırrını gâyet mâkul bir temsil ile tefsir etmekle beraber, ehl-i gaflet hakkında dünyanın ne kadar dehşetli; ve mevt ve ecel, ne kadar müdhiş; ve acz ve fakr, ne kadar elîm olduğunu ve ehl-i hidâyet hakkında hayat-ı dünyeviyenin iç yüzü, ne kadar güzel; ve kabir ve ecel ve acz ve fakr, nasıl birer vesile-i saadet bulunduğunu gâyet kat'î bir tarz ile isbat eder. Saadet-i Dâreyne giden yolu gösterir.
اَللّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ اْلحَىُّ الْقَيُّومُ ve اِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللّهِ اْلاِسْلاَمُ âyetlerinin meâlinde mahiyet-i dünya ve dünyada mahiyet-i insan ve insanda mahiyet-i din hakkındaki âyâtın mühim bir sırrını (Suhûf-u İbrâhim'de aslı bulunan) güzelve parlak bir temsil ile tefsir etmekle beraber, dünyanın mahiyetini ve dünyadaki ruh-u insanı ve insandaki dinin kıymetini göstermekle beraber, dinsiz insan en bedbaht mahlûk olduğunu isbat etmekle ve şu âlemin tılsımını açan ve ruh-u beşeri zulmetten kurtarmak çarelerini göstermekle beraber, gâyet lâtif ve güzel bir müvazene ile; fâsık olan bedbaht adamın müdhiş vaziyetini, sâlih olan bahtiyar adamın saadetli vaziyetini gösteriyor.
فَسُبْحَانَاللّهِحِينَتُمْسُونَوَحِينَتُصْبِحُونَوَلَهُاْلحَمْدُفِىالسَّموَاتِوَاْلاَرْضِوَعَشِيًّاوَحِينَتُظْهِرُونَ âyetinin meâlinde ve beş vakit namaz hakkındaki âyâtın gâyet mühim bir sırrını "Beş Nükte" ile tefsir etmekle beraber, mâlûm olan beş vakit namazın o vakitlere hikmet-i tahsisini o kadar güzel ve şirin bir tarzda Beyân ediyor ki: Zerre miktar şuuru bulunan bir insan, bu câzibedâr hikmet ve parlak hakikate karşı teslime mecbur olur. Ve cesed-i insan; havaya, suya, gıdâya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaç bulunduğunu gâyet kat'î bir Sûrette Beyân eder.
فَانْظُرْاِلَىآثَارِرَحْمَةِاللّهِكَيْفَيُحْيِىاْلاَرْضَبَعْدَمَوْتِهَااِنَّذلِكََلمُحْيِىاْلمَوْتَىوَهُوَعَلَىكُلِّشَيْءٍقَدِيرٌ âyetinin meâlinde ve Haşir ve Âhiret hakkındaki âyâtın mühim bir hakikatını, oniki mantıkî ve mâkul Sûret-i temsîliye ile ve oniki hakaik-i katıa-i bâhire ile tefsir etmekle beraber, îmân-ı bil-âhireti o kadar kuvvetli bir Sûrette isbat eder ki: Bütün bütün kalbi ölmemiş ve bütün bütün aklı sönmemiş bir insan, o isbata karşı teslim olur. İzn-i İlâhî ile îmânâ gelir. İmânâ gelmezse de inkârdan vazgeçmeye mecbûr olur.
وَالشَّمْسِ وَضُحَيهَا {وَالْقَمَرِ اِذَا تَلَيهَا {وَالنَّهَارِ اِذَا جَلَّيهَا {وَ الَّيْلِ اِذَا يَغْشَيهَا {وَ السَّمَاءِ وَمَا بَنَيهَا {وَ اْلاَرْضِ وَمَا طَحَيهَا {وَ نَفْسٍ وَمَا سَوَّيهَا {فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَ تَقْوَيهَا {قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكَّيهَا {وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسَّيهَا{ وَمَاخَلَقْتُالْجِنَّوَاْلاِنْسَاِلاَّلِيَعْبُدُونِ âyetlerinin yüksek ve geniş bir hakikatını Sûre-i Şems'in mu'cizâne işaret ettiğini ve kâinatı muntâzam bir saray sûretinde gösterdiğini, ulvî ve vüs'atli bir temsil ile tefsir etmekle beraber, mahiyet-i insâniyedeki vezâif-i ubûdiyet ve cihâzât-ı insâniyeyi ve rubûbiyet-i İlâhiyenin envâ'-ı tecelliyâtına karşı ubûdiyet-i insâniyenin mukabelelerini o kadar güzel bir sûrette isbat ediyor ki: Sûre-i Veşşems'in mu'cizâne olan işaretini hârika bir sûrette ve en azîm bir dairede âzam bir rubûbiyeti, ekmel bir ubûdiyetle karşılaştırıyor.
وَمَنْ يُؤْتَ اْلحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا {وَ بِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَ بِالْحَقِّ نَزَلَ âyetlerinin meâlinde ve hikmet-i Kur'aniyenin fazileti hakkında yüzer âyâtın mühim bir hakikatını, hikmet-i felsefe ile hikmet-i Kur'aniyenin müvazenesi sûretinde gâyet parlak bir temsil ile tefsir etmekle Kur'anın bir mu'cizesini ve i'câzını ve onun karşısında hikmet-i felsefenin aczini ve sukutunu hârika bir sûrette isbat eder, körlere de gösterir. Bu söz, Onbirinci Söz gibi gâyet mühimdir. Herkes onlara muhtaçtır.
"İki Makam"dır.
BİRİNCİ MAKAM:
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ âyetiyle, وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِى لَهُ âyetinin meâlinde ve hikmet-i Kur'aniyenin kudsiyeti ve vüs'ati ve şiirden istiğnası hakkındaki âyâtın mühim bir sırrını tefsir etmekle beraber, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyân'ın yüksek mu'cizâne hikmetini, felsefenin aşağı ve dar hikmeti ile müvazene ediyor. Hikmet-i Kur'aniyedeki kesret ve vüs'ati ve felsefenin fakr ve iflâsını muhtasar Beyân etmekle beraber, Kur'anın şiirden istiğnâsının ve adem-i tenezzülünün sebebi, hakaik-i Kur'aniyenin yüksekliği ve parlaklığı olduğunu gösterir. Ve mühim bir temsil ile bir nevi i'câz-ı Kur'aniyeyi Beyân eder.
İKİNCİ MAKAM
Gençliği, dalâlet ve sefâhet uçurumuna düşmekten kurtaran ve îmanda, bu dünyada dahi hakikî bir cennet lezzeti ve dalalette ise cehennemî bir azab ve sıkıntı bulunduğunu misâllerle izah ve isbat eden bir derstir.
İKİNCİ MAKAMIN HAŞİYESİ
Mahpuslara teselli hakkında dört mektubdur.
İKİNCİ MAKAMIN ZEYLİ
(Leyle-i Kadir'de ihtar edilen bir mes'ele-i mühimmedir.)
MEYVE RİSALESİNDEN ALTINCI MES'ELE
HÜVE NÜKTESİ
Dar akıllara sığışmayan yüksek ve geniş bir kısım hakaik-i Kur'aniyeyi göze görünen emsâl ve nazîreleriyle fehme takrib ediyor. Meselâ:
خَلَقَ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ {وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ {وَ السَّموَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ {اِنمَّاَ اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ
âyetlerinin gâyet yüksek ve gâyet geniş hakikatlerini temsil ve tanzir ile akla kabûl ettirir ve kalbi iknâ eder bir tarzda Beyân ediyor.
ONDÖRDÜNCÜ SÖZ'ÜN HÂTİMESİ
Gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir.
Âhirinde, nefs-i emmâreye müessir bir sille-i îkaz var. Nefse esir olan onu okusa ve kabûl etse, esaretten kurtulur.
ONDÖRDÜNCÜ SÖZ'ÜN ZEYLİ
Zelzele hakkında ehemmiyetli altı suale cevabdır.
وَلَقَدْزَيَّنَّاالسَّمَاءَالدُّنْيَاِبمَصَابِيحَوَجَعَلْنَاهَارُجُومًالِلشَّيَاطِينِ âyetinin meâlinde ve Melâike ile şeytanların mübarezeleri hakkındaki âyâtın, kozmoğrafyacıların dar akıllarına yerleşmeyen mühim bir sırrını, "Yedi Basamak" namıyla yedi muhkem hüccet ve metin bir mukaddeme ile tefsir ediyor. Ve şu âyetin semâsından evhâm-ı şeytâniyeyi recmedip tardeder.
ONBEŞİNCİ SÖZ'ÜN ZEYLİ
Kur'anın Kelâmullah ve Hazret-i Muhammed (A.S.M.) Allah'ın Resulü olduğunu muknî' delillerle isbat eden, münazara tarzında yazılmış belîğ bir risaledir.
اِنمَّاَ اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ {فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
âyetlerinin meâlindeki çok âyâtın ifade ettiği: "Ehadiyet-i zâtiyesi ile külliyet-i ef'al; ve vahdet-i şahsiyesiyle muinsiz umumiyet-i rubûbiyet ve ferdâniyetiyle şeriksiz şümûl-ü tasarrufat; ve mekândan münezzehiyetiyle her yerde hâzır bulunması ve nihayetsiz ulviyetiyle herşeye yakın olması; ve birtek zât-ı ehadî olmakla her şeyi bizzât elinde tutmak" olan hakaik-i âliye-i Kur'aniyenin "Dört Şua" namıyla gâyet mühim bir sırrını tefsir ediyor. Ve o hakaikı müstakim akıllara ve selim kalblere teslim ettiriyor.
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى اْلاَرْضِ زِينَةً لَهَا ِلنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً {وَاِنَّا َلجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا {وَمَا اْلحَيَاةُ الدُّنْيَا اِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ
âyetlerinin meâllerinde: Lezzet-i hayat içinde elem-i mevt ve sürur ve visâl içinde elem-i zeval hakkındaki âyâtın mühim bir sırrını ve ism-i Kahhar'a karşı Rahman isminin cilvesini gâyet güzel bir Sûretle gösterip tefsir ediyor. Ve ehl-i îman için dünyanın mahiyetini, seyyar bir ticaretgâh ve muvakkat bir misafirhâne ve birkaç günlük bir teşhirgâh ve kısa bir müddet için işleyecek bir tezgâh ve ahz u i'tâ için yol üstünde kurulmuş bir pazar olduğunu gösterip, dünyadan berzah ve âhiret tarafına insan seyahatını sevdirir, ve dehşetini izâle eder. Ve bu sözün âhirinde Bâzı nüshalarda "Siyah Dutun Meyvesi" namıyla kıymetdar ve câzibedâr ve şiir kıyafetinde birkaç hakikat var.
Kalbe Fârisî olarak tahattur eden bir münâcat
EHL-İ GAFLET DÜNYASININ HAKİKATINI TASVİR EDEN BİRİNCİ LEVHA
EHL-İ HİDAYET VE HUZURUN HAKİKAT-I DÜNYALARINA İŞARET EDEN İKİNCİ LEVHA
BARLA YAYLASI, ÇAM, KATRAN, ARDIÇ, KARAKAVAĞIN BİR MEYVESİ
YILDIZLARI KONUŞTURAN BİR YILDIZNAME
Bu söz, "İki Makam"dır.
İkinci Makamı: Yazılmamış.
Birinci Makamı: Üç noktadır.
Birincisi: اَحْسَنَكُلَّشَيْءٍخَلَقَهُ nın çirkin ve bahsi hilaf-ı edeb görünen şeylerin güzel cihetlerini gösteren bir sırrını,
İkincisi:اِنْكُنْتُمُْتحِبُّونَاللَّهَفَاتَّبِعُونِىيُحْبِبْكُمُاللَّهُ âyetinin Risâlet-i Ahmediyeye (A.S.M.) dair ince fakat kuvvetli bir delilini gösteren bir sırrını tefsir eder.
Üçüncüsü: لاَ َتحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ ِبمَا اَتَوْا وَيُحِبُّونَ اَنْ يُحْمَدُوا ِبمَا لَمْ يَفْعَلُوا âyetinin: Fahre meftun, şöhrete müptelâ, medhe düşkün, hodbin nefs-i emmârenin kafasına sille-i te'dibi vuran bir sırrını tefsir eder.
يس وَالْقُرْآنِ اْلحَكِيمِ اِنَّكَ َلمِنَ اْلمُرْسَلِينَ âyetinin mealindeki yüzer âyâtın en mühim hakikatları olan risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) "Ondört Reşha" namıyla ondört kat'î ve parlak ve muhkem bürhânlarla tefsir ve isbat ediyor. Ve en muannid bir hasmı dahi ilzam eder. Güneş gibi Risâlet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) izhar ediyor.
"İki Makam"dır.
Birinci Makamı: Sûre-i Bakara'nın başında: Hazret-i Âdem'e meleklerin secdesi ve bir bakaranın zebhi ve taşlardan su çıkması hakkındaki üç mühim âyete karşı şeytanın gâyet müdhiş üç şübhesini öyle bir tarzda reddedip mahveder ki: Şeytanı ve şeytan gibi insanları öyle desiselerden perişan edip vazgeçiriyor. Çünki onlar, tenkid ve itirazlarıyla lemeât-ı i'câziyenin kapısını açtırttılar. O üç âyetten üç lem'a-i i'câziye göründü.
İkinci Makamı: Mu'cizât-ı Enbiya (Aleyhimüsselâm) yüzünde parlayan bir mu'cize-i Kur'aniyeyi göstermekle beraber, mu'cizât-ı Enbiyaya dair âyât-ı Kur'aniyenin ne kadar mânidar ve hikmettar olduklarını gösterir. Ve Kur'anda kapalı kalmış çok defineler bulunduğunu ihtar eder.
İki Makamdır.
Birinci Makamı: Namazın o kadar güzel bir tarzda kıymetini ve faidesini gösterir ki, en tenbel ve en fâsık adama dahi namaza karşı bir iştiyak verir ve gayrete getirir.
İkinci Makamı: Şeytanın çok istimal ettiği mühim desiselerini ibtal ediyor. Ve vesvesesi ile mü'minlerin kalbinde açtığı yaraların beşine, güzel merhemler târif ediyor.